KALBE DÜŞEN AMİN

21. BÖLÜM

Yazar:

KALBE DÜŞEN AMİN – Fatma Kilbas kitap kapağı
KALBE DÜŞEN AMİN – Fatma Kilbas kitap kapağı

21. BÖLÜM × KALBE DÜŞEN ÂMİN BÖLÜM 21 Sonbahar, şehrin üzerine usul usul inmişti. Sabahın ilk saatlerinde ince bir sis, sokakların taş kaldırımlarını örtüyor; güneş ise bu beyaz örtünün ardından mahcup bir misafir gibi kendini göstermeye çalışıyordu. Mahalle fırınının bacasından yükselen duman, havaya taze ekmek kokusunu taşıyor. Pencerelerden sızan çay buharı yeni başlayan güne bereket katıyordu. Hayat, her zamanki düzeniyle devam ediyordu. Fakat insanın kalbi. Aynı kalmayı bilmiyordu. Çünkü bazı karşılaşmalar, insanın içindeki bütün mevsimleri değiştirirdi. Zümra, o sabah erkenden uyanmıştı. Seccadesini topladıktan sonra pencereyi araladı. Serin hava yüzüne dokundu. Gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı. Toprağın kokusu Islak yaprakların sesi... Uzaktan gelen kuş cıvıltıları. Bütün bunlar ona çocukluğunu hatırlatıyordu. Bir zamanlar dedesinin köyünde de sabahlar böyle başlardı. Dedesi her namazdan sonra bahçeye çıkar, gülleri tek tek sulardı. Sonra da küçük Zümra'yı yanına çağırırdı. "Çiçekler sevgiyle büyür kızım. İnsanlar da öyle..." O zamanlar bu sözün ne anlama geldiğini tam anlayamazdı. Şimdi ise Kalbinde sessizce büyüyen bir sevgi vardı. Ve dedesinin ne demek istediğini ilk kez gerçekten hissediyordu. Mutfağa geçtiğinde annesi hamur yoğuruyordu. Masanın üzerine un serpilmiş, pencerenin önündeki fesleğen saksısı sabah güneşini karşılıyordu. "Günaydın anne." "Günaydın güzel kızım." Annesi yüzüne dikkatle baktı. "Bugün çok huzurlu görünüyorsun." Zümra gülümsedi. "Öyle miyim?" "Annen yanlış görmez." Çay bardaklarını dizerken ekledi: "İnsanın içi güzelse yüzüne de yansır." Zümra cevap vermedi. Sadece tebessüm etti. Çünkü annesinin söylediği her söz, kalbine dokunuyordu. Aynı saatlerde Yusuf da evlerinin küçük bahçesindeydi. Elinde bir kitap vardı. Ama sayfalar ilerlemiyordu. Gözleri satırlarda olsa da zihni başka yerdeydi. Dün akşam Zümra'dan gelen mesajı istemsizce yeniden hatırladı. Kelimeler çok sadeydi. Çok ölçülüydü. Ama samimiydi. İçinden bir ses, "Bugün onu görebilecek miyim?" diye fısıldadı. Kendi kendine gülümsedi. "Yusuf... Bu hâlin çocukluğundaki bayram sabahlarına benziyor." Gerçekten de öyleydi. Eskiden bayram sabahlarını nasıl heyecanla bekliyorsa Şimdi de vakfa gideceği saatleri öyle bekliyordu. Babası bahçeye çıktı. Elindeki budama makasını masaya bıraktı. "Oğlum." "Efendim baba?" "Bugün erken çıkacaksın galiba." "Evet. Vakıfta biraz iş var." Babası oğlunun yüzüne uzun uzun baktı. "İş var..." dedi gülümseyerek. "Yoksa seni oraya çağıran başka güzellikler mi var?" Yusuf'un kulakları kızardı. "Baba..." Babası kahkaha attı. "Sana takıldım. Ama şunu unutma. İnsan gönlüne düşen her şeyi önce Rabbine emanet eder." Yusuf ciddiyetle başını salladı. "Ediyorum baba. Her gün ediyorum." Babası, oğlunun omzuna hafifçe dokundu. "Öyleyse gerisini düşünme." Öğleden sonra vakıfta beklenmedik bir hareketlilik vardı. Yeni bağışlanan kitaplar raflara yerleştiriliyor, gönüllüler kış kampı için hazırlık yapıyordu. Zümra içeri girdiğinde ilk gördüğü kişi Yusuf oldu. Yusuf, merdivenin üzerinde kitap dizerken onu fark etti. Göz göze geldikleri o birkaç saniye. İkisi de istemsizce gülümsedi. Bu artık alışkanlığa dönüşmüştü. "Esselamüaleyküm." "Aleykümselam." "Hoş geldiniz." "Hoş bulduk." Sıradan iki selam. Ama iki kalbin bütün gün beklediği iki cümle. Mustafa Bey içeriden seslendi. "Yusuf." "Efendim hocam?" "Depodaki kolileri de düzenleyelim. Zümra kızım, sen de yardım eder misin?" "Tabii hocam." Depo vakfın en sessiz yeriydi. Tahta raflar tavana kadar uzanıyor, eski kitapların kendine has kokusu bütün odayı dolduruyordu. Pencereden süzülen gün ışığı, havadaki toz zerrelerini görünür kılıyordu. İçeri girince ikisi de birkaç saniye konuşmadı. Kutuları yerleştirmeye başladılar. Sessizlik rahatsız edici değildi. Aksine Kalplerinin aynı huzurda attığını hissettiren bir sessizlikti. Bir süre sonra Yusuf elindeki koliyi bırakıp hafifçe gülümsedi. "Size bir şey söyleyeceğim." Zümra merakla baktı. "Buyurun." "Geçen gün gelmediğinizde..." S…

Bölümün tamamını WritePad'de oku