19. BÖLÜM
Yazar: Fatma Kilbas

19. BÖLÜM × KALBE DÜŞEN ÂMİN BÖLÜM 19 Sonbahar Şehrin üzerine usul usul yerleşmeye başlamıştı. Ağaçların yaprakları yeşilden sarıya dönüyor. Sabahları havaya ince bir serinlik karışıyordu. Bazı mevsimler sadece doğayı değiştirmezdi. İnsanların kalbine de dokunurdu. Belki de bu yüzden sonbahar... Sabretmeyi bilenlerin mevsimiydi. Bugün vakıfta çocuklar için düzenlenen kitap şenliğinin ikinci günüydü. Sabah erkenden hazırlanıp evden çıktım. Annem arkamdan seslendi. "Kalın hırkanı al. Hava serin." Gülümseyerek geri döndüm. "Haklısın anne." Hırkamı alırken annem saçımın dağılmış bir tutamını kulağımın arkasına bıraktı. "Allah yolunu açık etsin." "Âmin." Bu dua, çocukluğumdan beri her evden çıkışımda peşimden gelirdi. Vakıf bahçesine vardığımda içerisi şimdiden hareketlenmişti. Masaların üzerine yeni kitaplar diziliyor. Gönüllüler çocuklara küçük hediye paketleri hazırlıyordu. Yusuf, bahçenin girişinde gelen aileleri karşılıyor, herkese aynı içten tebessümle "Hoş geldiniz." diyordu. Beni görünce hafifçe gülümsedi. "Esselamüaleyküm." "Aleykümselam." "Erken gelmişsiniz." "Çocuklar gelmeden hazırlıkları bitirelim istedim." "İyi ki gelmişsiniz." Bu cümle çok sıradan söylenmişti. Ama nedense içimi ısıttı. Birlikte kitapları yaş gruplarına göre ayırmaya başladık.Sessizlik vardı. Fakat bu sessizlik artık yabancı değildi. Aksine İnsana huzur veren bir dostluk sessizliğiydi. Bir ara Yusuf elindeki kitabı bana uzattı. "Bu kitabı hatırlıyor musunuz?" Kapağına baktım. Eski bir çocuk klasiğiydi. Gözlerim parladı. "Ben bunu ilkokulda okumuştum. Defalarca hem de." Yusuf gülümsedi. "Ben de. Son sayfasını bitirdiğim gün ağlamıştım." Şaşkınlıkla ona baktım. "Gerçekten mi?" "Evet. Babam günlerce benimle dalga geçmişti." Kendimi tutamayıp güldüm. "Demek sizin de duygusal tarafınız varmış." Yusuf mahcup bir tebessümle başını eğdi. "Herkesin vardır. Sadece bazıları göstermeyi bilmez." Öğleye doğru bahçe çocukların sesiyle doldu. Koşuşturan minik ayaklar. Kahkahalar. Sayfaları çevrilen kitapların hışırtısı Her yerde tarifsiz bir canlılık vardı. Ben masal okuma köşesine geçtim. Yusuf ise kitap dağıtımında görevliydi. Masalı anlatırken gözüm bir ara bahçeye kaydı. Yusuf, küçük bir çocuğun montunun fermuarını sabırla kapatmaya çalışıyordu. Çocuk bir türlü yerinde duramıyor. Yusuf ise gülümseyerek onunla konuşuyordu. İçimden bir cümle geçti. "Merhamet, insanın yüzüne en çok yakışan duyguydu." ... İnsan bazen sevdiği kişiyi en çok. Başkalarına davranışını izlerken tanırdı. Yusuf'un çocuklara gösterdiği sabır. Yaşlılara duyduğu hürmet. Arkadaşlarına olan vefası. Zümra'nın kalbinde sessizce yer ediyordu. Yusuf ise Zümra'nın bir çocuğun göz hizasına çömelip onu dikkatle dinleyişini izlerken. İçinden sadece tek bir dua geçiriyordu. "Allah'ım... Eğer bu duygu benim için hayırlıysa, onu bana helalinden nasip et." Etkinliğin sonunda küçük bir erkek çocuğu elinde boyama kitabıyla yanıma geldi. "Abla... Bunu imzalar mısın?" Şaşırarak gülümsedim. "Ben yazar değilim ki." "Ol." dedi çocuk, büyük bir ciddiyetle. "Çünkü bugün bana bu kitabı sen verdin." Dizlerimin üzerine çöktüm. Kitabın ilk sayfasına küçük bir not yazdım. "Canım kardeşim... Kitaplar seni hep iyiliğe götürsün. Sevgiyle, Zümra." Çocuk kitabı göğsüne bastırıp koşarak uzaklaştı. Biraz ileride duran Yusuf bu sahneyi sessizce izliyordu. Gözlerinde hayranlık gizli değildi artık. Fakat yine de kalbini acele ettirmiyordu. Çünkü biliyordu.. Gerçek sevgi, sabırla olgunlaşırdı. Ve en güzel dualar. Vakti gelince kabul olurdu. ... Kitap şenliğinin üzerinden iki gün geçmişti. Vakıf binası yeniden sakinliğine kavuşmuştu. Bahçede birkaç serçe, çocukların koşuşturduğu yerlerde dolaşıyor, rüzgâr boş kalan renkli flamaları usulca sallıyordu. Bazen bir kalabalığın ardından gelen sessizlik. İnsana yaşanan güzellikleri daha çok düşündürürdü. O gün vakıfta sadece birkaç gönüllü vardı. Eksik kalan kitaplar tasnif ediliyor, etkinlikten kalan malzemeler depoya kaldırılıyordu. Zümra da yardım etmek için erkenden gelmişti. Kolileri…