BÖLÜM 7
Yazar: Fatma Kilbas

KALBE DÜŞEN ÂMİN BÖLÜM 7 Pazar sabahlarının ayrı bir huzuru vardı. Alarm kurmadan uyanılan... Kuş seslerinin saate tercih edildiği... Evin içinde telaş yerine dinginliğin dolaştığı sabahlar. Gözlerimi açtığımda saat daha yediyi yeni geçmişti. Pencereden içeri giren sabah güneşi, beyaz tül perdelerin arasından süzülüyor, duvardaki ahşap kitaplığa altın rengi çizgiler bırakıyordu. Derin bir nefes aldım. Bugün kurs yoktu. Koşturma yoktu. Ama annemle birlikte yapılacak uzun bir pazar kahvaltısı vardı. İnsan bazen en çok bunu özlüyordu. Mutfağa indiğimde babam çoktan balkona küçük mangalı çıkarmıştı. "Hayırdır baba?" Babam bana dönüp göz kırptı. "Pazar kahvaltısı özel olur." "Bugün sucukları ben pişireceğim." Annem mutfaktan seslendi. "Mehmet!" "Yakma da." Babam elini kalbine götürdü. "Hanımefendi..." "Ben yılların ustasıyım." Annem elindeki domatesleri doğrarken gülümsedi. "Geçen sefer de öyle demiştin." "Sonra sucuk değil kömür yemiştik." Ben kahkahamı tutamadım. Babam mahcup mahcup başını kaşıdı. "Biraz dalmışım." "Biraz mı?" diye sordu annem. "Dumanı görünce komşular yangın var sandı." Tam o sırada kapı çaldı. Babam balkonun demirlerinden aşağı baktı. Karşı komşumuz Ali Amca el sallıyordu. "Mehmet!" "Kolay gelsin." Babam seslendi. "Gel çaya." Ali Amca gülerek cevap verdi. "Hanım izin verirse." İçeriden Emine Teyze'nin sesi geldi. "Git git." "Zaten evde durmuyorsun." Hepimiz gülmeye başladık. Mahallede böyle tatlı atışmalar hiç eksik olmazdı. Kahvaltı masası kurulurken telefonum titredi. Daha kahvaltı başlamadan mesaj grubu uyanmıştı. 🌿 Cennete Doğru Kızlar 🌿 Ayşe Nur 📸 Günaydın. Dün herkes sağ salim eve ulaştı mı? Meryem 🌼 Ulaştık. Elif 📚 Ben dün akşam dokuzda uyumuşum. Hümeyra 🤍 Ben de... Saat bire kadar yemek yedim. Ayşe Nur hemen yazdı. Şaşırdık. Ben gülerek telefona baktım. Zümra 🌷 Günaydın kızlar. Piknik çok güzeldi. Hepiniz iyi ki varsınız. 🌸 Bir anda grup sessizleşti. Sonra peş peşe kalpler, çiçekler ve "Biz de seni seviyoruz." mesajları gelmeye başladı. Telefonun ekranına bakarken içim sıcacık oldu. Dostluk... Bazen uzun konuşmalar değildi. Tek cümle bile yetiyordu. Kahvaltıdan sonra annem mutfağı toplarken ben bulaşıkları yıkamaya başladım. Babam da balkondaki çiçekleri suluyordu. Tam o sırada telefonum yeniden çaldı. Bu kez... Mesaj değildi. Bilinmeyen bir numara arıyordu. Ekrana birkaç saniye baktım. Açsam mı? Yanlışlıkla mı arıyor? Belki de önemli bir şeydir... Tereddüt ederek telefonu açtım. "Alo?" Karşı taraftan kısa bir sessizlik duyuldu. Sonra sakin ve kibar bir erkek sesi geldi. "Merhaba." "Rahatsız etmiyorumdur umarım." Ses... Tanıdık değildi. Ama nedense içimde tuhaf bir his oluştu. Ben cevap vermeden önce adam devam etti. "Sanırım birkaç gün önce yanlışlıkla bana mesaj atan kişi sizdiniz..." Elimdeki bardak yıkamayı unuttum. Kalbim bir anlığına hızlandı. Yanlış numara... Birkaç gündür tamamen aklımdan çıkmıştı. Şimdi ise... O yanlışlık, yeniden kapımı çalıyordu. Ve ben... Henüz adını bile bilmediğim o kişinin, hayatımda nasıl bir yere sahip olacağını bilmiyordum. Devam edecek... *** Telefon elimde öylece kalmıştı. Mutfaktan akan suyun sesi bile kulağıma uzak geliyordu. Birkaç gün önce yanlışlıkla gönderdiğim o mesaj... Unuttuğum küçük bir hata... Şimdi karşımdaki insanın sesiyle yeniden karşıma çıkmıştı. "Ben..." dedim, birkaç saniye duraksayarak. "Özür dilerim." Karşı taraftaki adamın sesi sakindi. "Estağfurullah." "Özür dileyecek bir şey yok." "Sanırım mesajınız başka birine gidecekti." Başımı salladım. Sanki beni görebilecekmiş gibi... "Evet." "Çok mahcup olmuştum." Adam hafifçe güldü. "Fark ettim." "Mesajdan sonra hemen silmiştiniz." Bir an sustum. Demek görmüştü. O gün yazdığım kısa cümleyi... Sonra utanıp geri çekişimi... "Rahatsız ettiysem tekrar kusura bakmayın." "Hayır." dedi hemen. "Rahatsız olmadım." Sesinde garip bir sakinlik vardı. Ne fazla samimi... Ne de soğuk. Sadece ölçülü ve nazikti. "Ben Yusuf." dedi. "Yusuf Akın." İsim... Bir insanın kendini tanıtırken söylediği basit bir kelimey…