1. SERÇE
Yazar: Tuğçe

Dışarıdan bakınca ne de iyi hayatlar vardı değil mi? Zenginlik, bolca para, kulüpler, partiler, eğlenceler ve daha nicesi. Ama bu mükemmel ötesi hayatların bir de iç yüzü vardı. En karanlık tarafları. Bu yönleri hep gizleyip kameralara oynuyorlardı. Ve bu çok can sıkıcı bir durumdu. Hiçbir şey yokmuş gibi davranabilmek bizlerin en kolay yaptığı şeydi. Ama ben bunu istemiyordum. Gerçeğim neyse onu görmeliydiler. O çok imrendikleri zengin hayatına, insanların zengin olabilme umuduyla bahis oynamalarına katlanamıyordum. Karşılarına geçip zenginlikten daha önemli şeylerin olduğunu haykırmak istiyordum. Her şeyden daha önemli olan şey sağlıktı. İnsanların göremediği şey de tam olarak buydu. Zenginler parasıyla sağlık sorununu da çözerler sanıyorlardı. Ne büyük yanılgı. Bazı hastalıklar vardı ki çözülemiyordu. Ya da çözmemize izin verilmiyordu. Zenginlikten daha önemli bir şey daha vardı: Aile! Çoğu zengin ne kadar iyi görünse de aile kavramı neredeyse hiçbirinde yoktu. Ben de bunlara dahildim. Sen kimsin diyecek olursanız, ben Helin Atalar. Atalar Holding’in patronu olan Fırat Atalar’ın kızıyım. Henüz yirmi üç yaşında, hayatının baharında olan genç bir kızım. Bu cümleyi her duyduğumda kahkaha atma isteği oluşsa da yutmayı tercih ediyordum. Çünkü ben hiçbir zaman hayatının baharını yaşayan bir kız olamamıştım. Bir de annem vardı işte. Hülya Atalar. Beni her ne kadar sevmese de ben onu sevmeye devam edecektim. Babam gününü şirkette veya iş yemeklerinde geçirirdi. Bazen haftalarca ya da aylarca yurtdışına giderdi, iş için. Annem ise sabahtan akşama kadar diğer zengin ailelerle birlikte vakıfa gider, yardıma muhtaç çocuklar hakkında konuşurlardı. Kendi kızı burada ölürken o hep başkalarını düşünürdü. Bana birkaç ay önce kalp yetmezliği tanısı konulmuştu. İleri seviye olduğu için acil tedavi edilmesi gerekiyordu. Kalp nakli yapılabileceğini söylemişti doktorum. Benim tedavimle ilgilenen bir anne ve babam olmadığı için ben de durumu salmıştım açıkçası. Alışmıştım artık her şeye. Sadece ölmek istiyordum. Ne de olsa bir kurtuluşum yok gibi görünüyordu. Her hâlükârda öleceğim kesindi zaten. Buradan dönüşü yoktu sanırım. Kalbim her geçen gün daha da ağrıyor, nefesim daralıyor ve ara sıra bayılıyordum. Bu kalp yetmezliğinin gösterdiği tepkilerdi. Korkulacak bir şey var mıydı? Evet vardı. Ölecektim. Ben ne kadar bu durumdan korkmasam da temizlikçimiz Asuman abla her zaman endişelenmişti benim için. Bir anne gibiydi o bana. Benimle sık sık vakit geçirip hiçbir şeyimi eksik etmiyordu. Annemden daha çok annelik yapması üzüyordu sadece. Onun da bir çocuğu olmuş daha yıllar önce. Ama onun da çocuğu benim gibi kalp yetmezliği varmış. Asuman abla ve eşi Caner abi masrafları karşılayamadığı için çocuğunun ölümüne göz yummuşlar. Ne acı… Çocuğun için her şeyi yapmaya hazırsın ama maddi durumun olmadığı için elinden bir şey gelmiyor… Keşke o zamanlar tanısaydım Asuman ablayı. O zaman gerekenden fazlasını verir yaşatırdım çocuğunu. Boğazıma takılan kuru öksürükle öksürmeye başladım. Acı içinde öksürürken bir elim kalbime gitti. Bir de bu öksürük vardı canımı sıkan. Sanki öksürdükçe kalbim düşecekmiş gibi hissediyordum. Yatağımın yanındaki komodine uzanıp üzerinde su şişemi aldım. Bakışlarım el bileğime kayınca buruk bir şekilde gülümsedim. Bu hastalık yüzünden o kadar çok kilo kaybetmiştim ki, kemiklerim sayılıyordu. Suyumun kapağını açıp küçük bir yudum aldım. Kurumuş olan boğazımdan yağ gibi akıp giderken suyun içime kattığı serinliği hissettim. Odamın kapısı tıklatılınca usulca şişemi geri yerine koyup kapıya doğru “Gel.” Dedim. Gelen beni hiç şaşırtmadı. Asuman ablaydı gelen kişi. Beni görünce her zamanki sıcaklıkla tebessüm etti. “Helin, nasılsın bugün yavrum.” Henüz ellili yaşlarının başında olan Asuman abla yanıma oturdu. Gülümsemeye çalışıp “İyiyim Asuman abla, sen nasılsın?” diye sordum. O sıra Asuman abla çekmecemin içinden ateş ölçeri çıkarıp alnıma götürdü. Ateşimi ölçtükten sonra ekrana bakıp “Ben de iyiyim güzel kızım. Ateşin bugün çok güze…