Kafeste Bir Kızıl

8. Bölüm - When Walls Begin to Crack

Yazar:

Kafeste Bir Kızıl – Solandis kitap kapağı
Kafeste Bir Kızıl – Solandis kitap kapağı

Bölüm görselleri

Kafeste Bir Kızıl - 8. Bölüm - When Walls Begin to Crack bölüm görseli 1
Kafeste Bir Kızıl - 8. Bölüm - When Walls Begin to Crack bölüm görseli 1
Kafeste Bir Kızıl - 8. Bölüm - When Walls Begin to Crack bölüm görseli 2
Kafeste Bir Kızıl - 8. Bölüm - When Walls Begin to Crack bölüm görseli 2

8. Bölüm - Duvarlar Çatlamaya Başladığında Hoş geldiniz. Oy vermeden geçmeyin lütfen. Keyifli okumalar dilerim. ~Bahadır Tatlıöz - Aşkın Ertesi (Enstrümantal) "Şüpheyle yaklaştığım her şey, inkâr edemediğim bir gerçeğe dönüşüyordu." Sarp Arel Karahan Akşam yemeği için masa hazırlandığında evin içindeki düzen her zamanki gibi kusursuzdu; tabaklar yerli yerinde, çatal bıçak hizaları bile milim şaşmadan yerleştirilmiş, servisler noksansızdı ama buna rağmen ortada belirgin bir eksiklik vardı ve bu eksiklik, masanın baş köşesinde duran boş bir sandalye gibi göze batıyor, insanın içine yerleşen bir huzursuzluk şeklinde kendini hissettiriyordu. Masanın başında öylece oturuyordum ve hâlâ önümdeki yemeğe dokunmamıştım. Başlangıçta bunun farkında bile değildim, çünkü zihnim hâlâ günün içinde takılı kalmıştı. Otel odasında gördüğüm manzara, dağılmış eşyalar ve en çok da Catherine’in o anki hâli… Gözlerimin içine bakarken hiçbir şey yokmuş gibi konuşma çabası, avucunu kanatana kadar sıktığı o mendili bırakmaması... En rahatsız edici olanı ise tüm bunları yaparken tek bir damla gözyaşı bile dökmemesiydi. İnsanlar yalan söylerdi, bunu biliyordum. Fakat acı... Acı kolayca taklit edilebilecek bir şey değildi. Düşüncelerim sabit bir noktada takılı kalmışken salonun girişinde duran Nazlı’nın sesiyle irkilmiştim. “Efendim...” Başımı kaldırdığımda kadının tereddütlü bir şekilde beklediğini gördüm. “Ne oldu?” Nazlı bir an için gözlerini kaçırdıktan sonra tekrar bana baktı. “Catherine Hanım... Odasında uyuyor.” dedi, alçak bir sesle. “Akşam yemeğine inemeyecek.” Bakışlarım birkaç saniye kadının yüzünde sabit kaldı. Bu kadar şeyin üstüne uyuyabilmesi ya gerçekten hiçbir şey hissetmemek içindi ya da hissettiği her şeyi bastıracak kadar yorulmuş olmalıydı. Başımı hafifçe salladım. “Tamam, çıkabilirsin.” Nazlı sessizce başını eğip odadan çıktığında salonda tekrar o tanıdık sessizlik kalmıştı. Birkaç saniye daha olduğum yerde oturdum ve önümdeki içi dolu tabağa baktım. İştahım yoktu fakat içimde bir yer meselenin sadece bu olmadığını fısıldıyordu. Yavaşça sandalyemi geri ittiğimde çıkan ses, boş salonun içinde gereğinden fazla yankılanırken ayağa kalktım ve ceketimi almadan sessizlik içinde masadan uzaklaştım. O gece yemek yemedim, tıpkı açlığını acısıyla bastırıp uykuya dalmış Catherine gibi. ⸻ Saat ilerledikçe evin içindeki ışıklar birer birer sönüp, kalabalığın yerini ağır bir sessizlik aldığında odama çekilmek yerine dışarı çıkmayı tercih etmiştim. Bahçe, gecenin serinliğiyle birlikte bambaşka bir hâle bürünmüştü. Gün içinde düzenli ve kusursuz görünen her şey, karanlığın içinde daha yumuşak, daha belirsiz çizgilere sahipti. Uzakta, şehrin ışıkları titrek bir parıltı gibi görünürken bulunduğum yer bu dünyadan kopuk bir alan gibiydi. Elimde yarı dolu bir bardakla tek başıma oturuyordum. Başımı geriye yasladığımda sanki o odayı tekrar görecekmişim gibi gözlerimi kapatmaktan dahi kaçınmıştım. Anlamını bilemediğim mendil, kan ve onun hiçbir şey olmamış gibi duruşu… Bu normal değildi ama sorun da buydu ya zaten. Catherine hiçbir zaman normal davranmıyordu. Her tavrı alışılmışın dışındaydı. Bir insan ya korkup kaçardı ya da kalıp savaşırdı. O ise ikisini aynı anda yapıyordu. Düşüncelerimin dipsiz kuyusunda kayboluyorken yaklaşan ayak seslerini duymam uzun sürmemiş, Caner’in yanıma geldiğini anlamıştım. Bu evde kimlerin hangi adımlarla yürüdüğünü ayırt edebilecek kadar uzun zamandır aynı düzenin içindeydim. “Yine mi uyumadın?” diye sordu Caner, sağımdaki boş yere otururken. Sesinde rahat bir ton vardı, diğerlerinden farklı olarak benimle konuşurken mesafeyi koruma gereği duymazdı. Hayatım boyunca bana bu kadar yakın olabilmiş tek insandı. Hafifçe omuz silktim. “Denemedim zaten.” Caner kısa bir nefes verirken etrafına göz gezdirmişti. “Sebebini tahmin etmek zor değil.” Bu cümlesiyle birlikte birkaç saniyelik bir sessizlik oluştuğunda ona bir cevap vermemiş fakat söylediklerini inkâr da edememiştim. Bardağı elimde usulca çevirirken bakışlarım boşluğa takılı…

Bölümün tamamını WritePad'de oku