4. Bölüm - I Didn't Choose This Darkness
Yazar: Solandis

Bölüm görselleri

4. Bölüm - Bu Karanlığı Ben Seçmedim Hoş geldiniz. Oy vermeden geçmeyin lütfen. Keyifli okumalar. ”Bazı kapılar dışarı açılır, bazıları insanın içine.” Sarp Arel Karahan “Öylece denizi izliyor, abi.” Telefonun diğer ucundan gelen, dondurucu sahil rüzgarının hışırtısıyla beslenen o iki kelime, zihnimin derinliklerinde boğuk bir yankı uyandırdı. Ne yapmaya çalışıyor bu kadın? Boğazımdan, adını ve tanımını tam olarak koyamadığım keskin bir sızı geçti. Yutkundum; bu zamana kadar hayatın bana kazandırdığı sarsılmaz kontrol mekanizmasıyla bu hissi söküp atmak, yok saymak istedim lakin geçmedi. Telefonu kulağımda tutmaya devam ederken şoföre sahil yolundaki ıssız şeride doğru kırması talimatını vermem sadece birkaç saniyemi almıştı. Dikiz aynasından bakışlarımı yakalamaya çalışan şoförün gözlerine kısa bir an odaklandım; o tek ve buyurgan bakış, ne yapacağını anlaması için fazlasıyla yeterliydi. “Sahile gidiyoruz.” Direksiyon, şehrin o karanlık ara sokaklarından hafifçe saptı. Torpidonun üzerindeki takip ekranında sabit bir nokta halinde duran kırmızı sinyale bakarken, göğüs kafesimi daraltan anlaşılmaz huzursuzluğu bastırmak için çene kaslarımı sıktım. Normal şartlar altında, zerre kadar umurumda olmaması gerekirdi. Bu kanlı dünyada güçlü görünmek adına çelikten zırhlar giyen herkes, günün sonunda dilsiz bir köşede tek başına kırılırdı. Bu, benim ilgilenmem gereken bir mesele değildi. İlgilenmemeliydim. Yine de o kızıl saçlı, inatçı kadının şu an bulunduğu yerin şartları zihnimden silinmiyordu. Soğuk, ıssız, dumanlı bir karanlık... Ve zifiri bir yalnızlık. Tam o esnada, elimdeki telefon şiddetle tekrar titredi. Ekranda babam Hakan Karahan’ın adı belirdi. Gözlerimi bir anlığına kapatıp derin bir nefes aldım. Zamanlaması, her zamanki gibi lüzumsuz ve can sıkıcıydı. Aramayı hızlıca cevapladım. “Evet?” “Sarp, derhal davetin yapıldığı mekana geliyorsun.” dedi babam. Sesi, tartışmaya ya da en ufak bir itiraz kırıntısına dahi kapalıydı. “Önemli mi?” diye sordum. Ses tonum düz, mesafeli ama bastırılmış bir sabırsızlıkla yüklüydü. “Evet, çabuk ol.” Bunun sıradan bir çağrı olmadığını, davetteki ya da sevkiyattaki bazı pürüzlerle ilgili olabileceğini anlamak için cümlesini ikinci bir kez tekrar etmesine lüzum yoktu. Bedenim istemsizce kasılırken, gözlerim hâlâ paneldeki o kırmızı noktada asılı kalmıştı. Arkamda beni bekleyen dumanlı sahil yolu ile önümdeki sarsılmaz görev bilinci arasında, şakağımı zonklatan anlık bir gerilim hattı çekildi. Şoföre döndüm. “Geri dön.” Telefonu kapatmadan önce Caner’i arayarak hatta bağlandım. “Yanından bir adım bile ayrılmayacaksınız.” dedim, otoriter tınımı koruyarak. “Mesafeyi koruyun ama gözünüzü bir an olsun üzerinden ayırmayın. Attığı her adımdan, kurduğu her temastan anında haberim olacak.” “Tamam Sarp, aklın kalmasın.” İçimdeki o garip dürtüye engel olamayarak devam ettim. “Caner... Sahil fazla rüzgarlı, hava soğuk. Üzeri için kalın bir şeyler ayarlayın.” Caner’in sesinde anlık bir duraksama oldu. “Hâllederim, abi.” Ağzımdan çıkan o son cümlenin mantıklı bir gerekçesini kendi zihnime dahi sunamadığım için daha fazla açık vermemek adına görüşmeyi derhal sonlandırdım. Araba, İstanbul’un ışıklar içindeki heybetli silüetine doğru yön değiştirirken bakışlarımı camdan dışarıda akan karanlığa sabitledim. Sebebini tam olarak kavrayamasam da, o an sahilde, o kadının tam karşısında olmak istiyordum. Bunu kendime dahi inkar edecek değildim fakat bu hayatta istemek her zaman yeterli gelmiyordu. Öncelikler, aile bağları ve taşıdığım ağır soyadının sorumlulukları vardı. Ben, kim olduğumu ya da neye hizmet ettiğimi bir anlık zaaf için unutacak bir adam değildim. Yine de içimin en derin köşesinde, söküp atamadığım rahatsız edici bir hakikat çınlamaya devam ediyordu. O an, ıssız bir bankta tek başına duran kişinin hemen yanında olmam gerekiyormuş gibi hissetmiştim. Ve bu his, göğsümde açtığı tehlikeli çatlakla beni ölesiye huzursuz etmişti. ⸻ 18 Yıl Önce Catherine Elise Sinclair Evdeki ağır ve dondurucu sessizlik her za…