Kafeste Bir Kızıl

3. Bölüm - The Wrong Time & Place

Yazar:

Kafeste Bir Kızıl - Solandis kitap kapağı
Kafeste Bir Kızıl kitap kapağı

3. Bölüm - Yanlış Zamanda Yanlış Yerde Hoş geldiniz. Oy vermeden geçmeyin lütfen. Keyifli okumalar dilerim. Görseller şahsıma aittir. Oluşturmak ve son hâline getirmek için oldukça uzun zaman harcıyorum. Bu sebeple görüntüleri almamanızı ve etiketsiz kullanmamanızı rica ediyorum. “Korku ile çekim arasındaki mesafe bir adımdı.” Catherine Elise Sinclair Ensemde dondurucu bir baskı bırakan o soğuk metal parçasıyla nefesim boğazımda tıkandı. Geceyi yaran rüzgarın uğultusu bir anda kesilmiş; çatışmanın sesleri, rıhtımdaki dalgalar ve ormanın hışırtısı silinmişti. Dünya tek bir ölümcül noktaya indirgenmişti: Tenimi bir kırbaç gibi dağlayan o silahın namlusu. Arkamdaki adamın sesi tekrar duydum. Aynı mesafeli sakinlik, aynı felç edici netlikteydi. “Ellerini kaldır.” Bu bir rica değil, itaatsizlik kabul etmeyen bir emirdi. Parmaklarım yavaşça, santim santim havaya kalktı. Bedenimdeki zapt edemediğim titremeyi fark etmemesi için omuzlarımı sıktım ve dişlerimi birbirine bastırdım. Kaçmaya yeltensem vurur muydu? Şüphesiz evet. Fakat beni dehşete düşüren asıl şey, tetiği çekerken parmağının zerre kadar tereddüt etmeyeceğini hissetmekti. “Yavaşça ayağa kalk.” Dizlerimin bağı çözülmüş, bacaklarım toprağa gömülmüş gibiydi lakin o buyurgan tona itaat etmek zorunda kaldım. Doğrulurken, arkamdaki ağır adımların da benimle beraber hareket ettiğini hissettim. Aramızdaki iki adımlık mesafe hiç bozulmazken ensemdeki temas bir an olsun hafiflememişti. “Şimdi arkanı dön.” Bir saniye... Sadece tek bir saniye duraksadım, nefesimi topladım. Ve yavaşça döndüm. Sarp Arel Karahan. Karşımdaki adamı tanımak zor olmasa da bunu belli etmemek oldukça zor olmuştu. Yüzümde herhangi bir mimik olmaması için tüm kaslarımı sıkarken davette olmayan Sarp’ın hangi önemli işlerle meşgul olduğunu şimdi daha iyi anlıyordum. Yağmurdan kaçarken doluya tutulmakla eş değerdi Hakan Karahan’dan kaçarken oğlu Sarp’a rastlamak. Aklımdan yüzlerce düşünce geçerken karşımdaki adama baktım. Geniş kapüşonun koyu gölgesi gözlerimin yarısını kapatırken bile heybetli karaltısını seçebiliyordum. Siyah, kusursuz kesim takım elbisesine çalıların tozu bulaşmıştı. Bembeyaz gömleğinin sert yakasında is ve barut lekesi vardı. Parmaklarının arasında duran siyah tabancayı tutuşu, bu dünyada ölüm dağıtmaya son derece alışkın bir adamın özgüvenini taşıyordu. Gözleri kapüşonun karanlığına gömülmüş yüzüme indi önce. Ardından omuzlarıma, yırtılmış kıyafetimin hatlarına ve bir tehdit arar gibi titreyen ellerime kaydı. Bir yaprak gibi titrememe rağmen, sanki beni zihninde amansız bir katsayıyla tartıyor, ne kadar tehlikeli biri olabileceğimi hesaplıyordu. “Kim için çalışıyorsun?” dedi, sesi gecenin ayazından bile daha dondurucuydu. Sesimi olabildiğince düz tutmaya çalışarak “Kimse için.” dedim. Yaklaştı. Adımları yaklaştıkça, varlığının yarattığı ağır baskı tüm gövdemi kuşattı. Soğuk, her an patlamaya hazır bir bomba kadar kontrollü ve bir o kadar tehlikeli. Bir adım daha attığında silahın doğrultusu ensemden göğüs kafesime kaymıştı. “Kapüşonu çıkar.” Elini kumaşa doğru uzattığında, bedenim bir refleksle geriye doğru çekildi. Bu yapabileceğim en büyük hataydı... Saliseler içinde silahı tuttuğu elini sabitleyip, boşta kalan devasa avucuyla kolumu kavradı. Tutuşu bir demir kelepçe kadar sertti; sanki kaçıp gidebilecekmişim gibi. “Kaçıyorsun.” dedi, sesi tekinsiz bir fısıltıya dönüşürken. “Bu seni suçlu yapar.” “Beni tanımıyorsun.” “Gördüklerim yeterli.” Kapüşonun kenarına yeniden uzandığında, inatla başımı geriye savurdum. İşte o an, adamın çelikten sabrı tükendi. Bileğimdeki tutuşu aniden sertleştiğinde, vücudumun dengesi bozuldu. Bir adımlık mesafe tamamen eridi ve doğrudan onun geniş gövdesine doğru sürüklendim. Göğsüm göğsüne neredeyse çarpmak üzereyken, kullandığı pahalı, odunsu ve dumanlı parfümün kokusu ciğerlerime doldu. Silah ise hâlâ bedenlerimiz arasında geçilmez bir duvar gibi duruyordu. “Son kez söylüyorum.” dedi, sesi doğrudan kulağımın arkasında çınlamıştı. “Kapüşonu çıkar.” “Hayır.” O keli…

Bölümün tamamını WritePad'de oku