Kafeste Bir Kızıl

2. Bölüm - An Unfamiliar City

Yazar:

Kafeste Bir Kızıl - Solandis kitap kapağı
Kafeste Bir Kızıl kitap kapağı

2. Bölüm - Yabancı Bir Şehir Hoş geldiniz. Oy vermeden geçmeyin lütfen, keyifli okumalar dilerim! “Kaçtığımı sandığım her an, aslında seçilmiş bir yolun içine yürüyordum.” Catherine Elise Sinclair Uzun, bitmek bilmeyen ve her saniyesi gerilimle örülmüş uçuşun ardından, tamamen yabancısı olduğum bir ülkenin devasa havalimanında yapayalnızdım. Şafak vaktiydi; günün ilk ışıkları pencerelerden sızarak salonları aydınlatıyordu. Etrafımda, uykulu gözlerle koşturan, valizlerinin peşinden sürüklenen düzinelerce insan vardı. Kimi bir sonraki uçuş kartını almak için sıra bekliyor, kimi ise kendisini karşılayan sevdiklerine hasretle, sımsıkı sarılıyordu. Tam dönüş kapısına doğru ilerlerken, yolculuk boyunca yan koltuğumda oturan ve muhtemelen benimle aynı yaşlarda olan kızı fark ettim. Neşeli adımlarla yanımdan hızla geçip, çıkış barikatının hemen arkasında bekleyen orta yaşlı bir adama doğru koştu. Babası olduğunu tahmin ettiğim adam, kızı büyük bir şefkatle kucaklayıp havada döndürdüğünde, boğazımda sert, yutkunması imkansız bir yumru belirdi. Bakışlarımı zorlukla onlardan kaçırdım; içimdeki sızıyı bastırmaya çalışarak valizimin sapını daha sıkı kavradım ve adımlarımı hızlandırdım. Nereye gittiğimi, benden tam olarak ne isteneceğini bile bilmiyordum. Yine de bu yabancı toprakların havasını içime çekerken, bir anlığına da olsa kendimi hem tamamen yalnız hem de tuhaf bir şekilde özgür hissetmiştim. Ne yazık ki bu hafiflik, terminalin ana çıkış kapısında dikilen takım elbiseli, sert çehreli adamları görene kadar sürmüştü. Karşımda duran o etten duvarı fark ettiğim an, içimdeki sahte özgürlük hissi yerini çok iyi bildiğim o tanıdık sıkışmışlığa bıraktı. Tıpkı demir parmaklıklar ardına kapatılmış bir kuş gibiydim; kanatlarım vardı, çırpınabiliyordum ama uçmama asla izin verilmiyordu. Kurtulmayı denesem canım yanacaktı, tamamen vazgeçsem gökyüzünü bir daha hiç hatırlayamayacaktım. Göğüs kafesimi daraltan sıkıntıyla adamlara doğru ilerledim. Diğerlerine nazaran daha sade, dikkat çekmeyen kıyafetler giymiş olan bir koruma, etraftaki yolcuların şüphelenmesini engelleyecek profesyonel bir rahatlıkla yanıma yaklaştı. Gövdesiyle açımı kapatırken, parmaklarının ucuyla elime ince, siyah bir dosya tutuşturdu. "Tout ce que vous devez savoir se trouve dans le dossier," dedi, sesini sadece benim duyabileceğim dondurucu bir frekansta tutarak. (Dosyanın içinde bilmeniz gereken her şey var.) Çevredeki korumaların mesafeli duruşunu göz ucuyla kontrol edip devam etti. "Désormais, vous êtes Catherine Elise Sinclair, une simple cuisinière venue du Canada pour ce dîner. Rien de plus. Le nom de Karayel n'existe plus pour vous." (Bu saatten sonra Kanada’da aşçılık eğitimi almış, tanıdıklar aracılığıyla bu akşamki davette iş bulmuş sıradan bir kızsınız. Adınız sadece Catherine Elise Sinclair. Karayel soyadını unutun.) "De toute façon, je ne suis pas une Karayel," diye fısıldadım, içimde kabaran o saf nefreti ve tiksintiyi bastıramayarak. (Karayel değilim zaten.) Rıza Karayel’in kanlı mirasından, onun soyadından ve gölgesinden ölesiye tiksiniyordum; onun yerine her zaman annemin soyadını taşımayı tercih ederdim. Karşımdaki adam, yüzündeki o tekdüze ifadeyi zerre oynatmadan konuşmasını sürdürdü. "Pas de faux pas avec votre identité. Nous aurons les yeux sur vous à chaque instant." (Asıl kimliğiniz hakkında açık vermeyin. Her adımınızı izliyor olacağız.) Sözlerini bitirir bitirmez beni elimde koca bir valiz ve geçmişimi lekeleyen o sahte dosya diziniyle bırakarak kalabalığın içinde kayboldu. Bu dilsiz ayrılış, babamın bana hiçbir şekilde acımayacağının en net kanıtıydı. İnsanların bu sahte kimliğe inanması için bana hiçbir koruma ya da konfor alanı tanımamıştı; tıpkı beni buraya sıradan bir yolcu uçağının ekonomi sınıfında, yapayalnız göndermesi gibi. Anlamıştım ki bu kirli ve acımasız kumar masasında artık tek başımaydım. Hata yapıp boynuma ilmeği geçirene kadar kimse bu oyuna müdahale etmeyecekti. Havalimanının çıkışındaki sarı şeritte duran taksilerden birine bin…

Bölümün tamamını WritePad'de oku