1. Bölüm - The Cage
Yazar: Solandis

1. Bölüm - Kafes İçerik Uyarısı ve Bilgilendirme Bu hikaye; kurgu kapsamında şiddet ve şiddet unsurları, tütün ve tütün mamulleri kullanımı, alkol tüketimi ve yasaklı maddelere ilişkin içerikler barındırmaktadır. Bahsi geçen unsurlar tamamen hikâyenin dramatik yapısını ve karakter gelişimini desteklemek amacıyla kurgusal olarak ele alınmıştır. Bu içerikler herhangi bir davranışı özendirme, normalleştirme ya da teşvik etme amacı taşımamaktadır. Okuyucuların kendi hassasiyetlerini göz önünde bulundurarak ilerlemeleri tavsiye edilir. “Kafeste Bir Kızıl” benim şu anki saplantım. Kızıl ipliklerden, keskin virajlardan ve sessiz bir çaresizlikten inşa edilmiş bir labirent. Bölümleri okurken, her kelimenin sizi daha yakından bakmaya bir davet olduğunu unutmayın. Hiçbir şey göründüğü gibi değildir ve her sessizlik aslında çok şey anlatır. Eğer siz de tekinsiz olanın içinde huzur bulan, motivasyonları parçalara ayırıp incelemeyi seven ve ekran karardıktan uzun süre sonra bile zihinde dönüp duran bir hikayeden korkmayan bir ruhsanız... o zaman doğru yerdesiniz. Gelin, derinlikleri birlikte keşfedelim. İçeri adım atın ama unutmayın: Kafese bir kez girdiğinizde, kilit dışarıdan döner. Yayınlanma Tarihi: 08.07.2026 Oy vermeden geçmeyin lütfen. Keyifli okumalar dilerim. ”İnsan en çok ait olduğunu sandığı yerde esir düşer.” İstanbul, Catherine’i ilk kez karşılamıyordu. Sadece ilk kez onu geri alıyordu. Pasaport kontrolünde adını söylediğinde görevlinin bakışları bir saniye fazla sürdü. Catherine, o tek saniyede şunu anladı: Bu ülkede hiçbir şey tesadüf değildi. Özellikle de onun gelişi… Asla. Telefonu titredi, babasıydı. Ekranda tek cümlelik bir mesaj belirdi: "Sois élégante ce soir. Garde le sourire. Et ne pense même pas à t'échapper." (Bu gece şık giyin. Gülümse. Ve sakın kaçmaya çalışma.) Catherine, ekrana bakarken boğazında tek bir his büyüdü: Kafes. ⸻ Olanlardan birkaç gün önce… Güz döneminin son sınav kâğıdını elinde tutuyordu. Oturduğu yerin hemen karşısında yer alan akıllı tahtanın siyah ekranında beliren yansımasına baktı istemsizce. Bembeyaz tenini omzundan süzülerek beline kadar uzanan kızıl dalgalar süslüyordu. Solgun çehresini aydınlatan tek şey belkide uzun kirpiklerinin arasından parıldayan yemyeşil gözleriydi. Gözetmenin sürenin dolmak üzere olduğunu belirten uyarısıyla gözlerini yansımasından alıp kâğıdına çevirdi. Cevaplarından emin olmak için bir kez daha kontrol etti, sonra kâğıdı teslim edip listede adının karşısına imzasını attı. Catherine Elise Sinclair. Sınıftan çıktığında koridorun ağır havası omuzlarından çekilip gitti. Derin bir nefes aldı. Yüzündeki sakin ifadeyi bozmadan, Oxford’un taş duvarları arasında yürümeye başladı. İzlendiğinin bilinciyle gözleri istemsizce çevreye kaydı. Babasının gölgesini üzerinde hissederken, etrafında onun adamlarını gördü. Her zamanki gibi doğru yerlere yerleştirilmişlerdi. Sanki bu okulun güvenliği için değil, onun özgürlüğünü ölçmek için buradaydılar. Catherine o gün ilk kez, onların tarafı es geçerek ters yöne yürüdü. Bugün okulunun güz dönemi bitmişti. Yarın Kanada’ya dönmek zorundaydı. Bu yüzden, özgürlüğün tadını —peşindeki korumalarla mümkün olduğu kadar— yürüyerek çıkarmak istedi. Zaten evi çok uzak değildi. Kaldı ki, peşindeki adamların koruduğu şey Catherine değildi. Onlar babasını korurdu. Babasını… onun itibarını, onun planlarını. Ve belki de, bu planlar için Catherine’in bir tehlike olabileceğini düşündüğünden, babası onlarcasını peşine takmıştı. Catherine, kaldırım taşlarının üzerinde yürürken bir kez daha kendi hayatını düşündü. Kanada’da doğmuş ve büyümüştü. Bu sebeple de hem anadili olan İngilizce’yi hem de babasının zorlamaları sebebiyle öğrendiği Türkçe’yi çok iyi biliyordu. Doğduğu bölge sebebiyle ise Kanada’daki azımsanmayacak bir çoğunluk gibi Fransızca biliyordu. Türk bir baba ve İskoç bir annenin tek çocuğuydu. Belki de… tek hataları. Bu hayata bir plan olarak getirilmişti. Bir krallığın veliahtı. Sarsılmaz bir tahtın varisi. Ve en önemlisi bir intikam oyununu…