Kadıköy'den Beyoğlu'na

Füsun'a Sevgilerimle

Yazar:

Kadıköy'den Beyoğlu'na – Efe Yenen kitap kapağı
Kadıköy'den Beyoğlu'na – Efe Yenen kitap kapağı

Bölüm 5... Ömer, Cihangir’deki o dar, yüksek tavanlı kafelerden birinde beni bekliyordu. Üzerinde yine o kusursuz kesim ceketlerden biri vardı; ikimiz de sokakta namımızın yürümesini, giyimimizden duruşumuza kadar her ayrıntıda titizlenmeye borçluyduk. Liseden mezun olduğumuz o günden beri, hayat bizi farklı çukurlara atsa da, hep aynı yolda yürüdük. Ömer benim için sadece bir ortak değil, kandan bile öte bir kardeşti. "Avukatla konuştun mu," dedi, elindeki espressoyu kenara bırakırken. Gözlerinde o her zamanki soğukkanlılık vardı. "Kulaksız’ın adamları bu sefer sadece paranın peşinde değil, senin 'zayıf noktanı' arıyorlar." Cevap vermedim. Kulaksız’ın zayıf nokta arayışı, Füsun’un kapısını çalması demekti. Tam o sırada kafenin kapısı açıldı. İçeri giren kişiyle birlikte, Cihangir’in o puslu havası bir anlığına dağıldı sanki. Bulem... Ömer’in kız kardeşi. 20'li yaşların ortasında, ne Füsun gibi hayatın yorgunluğunu taşıyor ne de bizim sokakların karanlığına bulaşmış. Gözleri, sanki hiç vukuat görmemiş bir dünyanın parıltısıyla dolu. Ömer’e doğru yürürken, elindeki kitabın ucunu hafifçe sıkıyordu. Ömer’i görünce yüzüne yayılan o içten gülümseme, kalbimin üzerinde taşıdığım o soğuk metalin bir anlığına eridiğini hissettirdi bana. "Abi?" dedi Bulem, yanımıza gelip ömer'in yanağını öperken. Sonra bana döndü, gözlerindeki o hafif mahcubiyetle selam verdi. "Sana da merhaba." "Naber Bulem," dedim. Sesim, ofisteki o sert adamın sesinden çok daha yumuşaktı.Ömer, kardeşinin bana olan o çekingen bakışını fark etti mi bilmiyorum ama ben o bakışın içindeki "kurtarılmayı bekleyen tarafımı" gördüm. Bulem, sokağın kaosundan uzak, belki de benim Füsun’un yanında bile bulamadığım o "temiz" başlangıçtı. Füsun’a gittiğimde kendimi bir "hayaletin peşinde" hissediyordum; Bulem'e baktığımda ise, belki de hiç yaşayamayacağım o "sıradan, huzurlu hayatı" görüyordum. Bulem gidince, Ömer bana baktı. Aramızdaki o yılların getirdiği suskunluğu bozdu: "Niye öyle bakıyosun kardeşime?." "Nasıl bakıyorum?" "Sokaktaki o sert bakışınla değil. Sanki... onu bir yerlerden kurtarmaya çalışıyormuşsun gibi bakıyorsun. Bulem bizim dünyamıza ait değil, bunu biliyorsun." "Biliyorum," dedim, sigaramdan derin bir nefes alarak. Ömer haklıydı. Füsun, benim geçmişimdi; Bulem ise temiz ve imkânsız bir gelecek. Füsun’un evindeki o rakı kadehleri, Bulemin o saf gülümsemesinin yanında birer illüzyon gibi gelmeye başladı. Ömer, kardeşini korumak istiyordu, ben ise kendimi Bulem'in o temiz dünyasına atıp arınmak isterdim. Ama ikimiz de biliyorduk ki, bu takımların, bu vukuatların olduğu bir dünyada,Bulem gibi biri için yer yoktu. "Kulaksız'ı halletmemiz lazım," dedim konuyu değiştirerek. Ama aklım hala kapıdan çıkan o kızdaydı. Füsun’un yanına, o hayaletli dünyaya geri dönmek artık daha da ağır gelmeye başlamıştı. Çünkü biliyordum; Füsun’a döndüğüm her gece, Bulem'e,sıradan,o huzurlu hayat,hayalimi de biraz daha öldürüyordum. Bölüm 6... Cihangir’in dik yokuşlarında, akşamın alacakaranlığında yürüyorduk. Ömer yanımda, her zamanki o janti duruşuyla, elleri ceketinin cebinde; sanki bir suçun değil de bir krallığın planını yapıyormuş gibi. Bulem’in hayali, o temiz dünyasından bile daha uzaktı ama Ömer’in kardeşi olması, ona olan mesafemi hem kısaltıyordu. "Kulaksız baş ağrıtıyor," dedi Ömer, sesi rüzgâra karşı bile sertti. "Kalamış’taki mesele eşkiya, bizim İstanbul'daki ağırlığımızı tartıyor. Ona bu tartıyı elleriyle kırdırmazsak, sokakta adım atacak yerimiz kalmaz." "Füsun’un evi..." dedim, cümleyi tamamlamadan sustum. Ömer, Füsun meselesini biliyordu ama içimdeki o 'hayalet avcılığı'na dair tek kelime etmezdi. "Füsun’un evi sadece bir mola yeri, anladın mı?" dedi Ömer, duraksayıp bana bakarak. "Bulem’in mezuniyetine kadar bu işleri bitirmiş olmamız lazım. O kızın dünyasında barut kokusu istemiyorum." Tam o sırada, sokağın başındaki o eski, loş meyhanenin kapısından bir adam çıktı. Üzerinde eski, modası geçmiş ama hâlâ vakur duran bir ceket. Yüzündeki o derin yara izini görünce ikim…

Bölümün tamamını WritePad'de oku