Ortak Bir Amaç Mı?
Yazar: Beril Gönder

Arel Soydan: İnanın çok fazla şey için bekletilmiştim. Davalar, müşteriler, konuklar... Ama bu farklıydı. 2.5 saatir onu bekliyordum ve sürekli farklı ve değişik bir stilde çıkıp beni küçük moda defilesinde seyirci yapıyordu. "Bak bu sefer kesin! Kesinlikle bu!" “Hangisini seçtin bilmiyorum ama 1 saatten az vaktin kaldı!” “Tamam!” Üst katın merdivenlerinden ayakabasının sesi duyulduğunda başımı hafifçe telefondan kaldırıp yukarı baktım. Kendisiyle konuştuğu belliydi çünkü bir yandan telaşla söylenip dururken bir yandan da araya şarkı sözleri koyuyor aradan iki dakika geçince ise beni yoklarcasına bana sesleniyordu. “Geldim,” neşeli bir sesle son harflerini uzatarak sonunda kendisini bana gösterdiğin de bir an için gözüme o kadar farklı gözükmüştü ki cidden kendisi mi diye sormak istemiştim. Benim bu afallamış halimi o da fark etmiş olacak ki ellerini hafifçe gözlerimin önünde salladı. “Dünyadan Arel’e orda mısın acaba?” “Hı?” Bu halim ona komik gelmiş olacak ki eliyle yüzünü kapatmış, diğer eliyle ise küçük küçük hareketlerle masaya vurmuştu. “Bir an dalmışım, pardon.” Onu cidden gözlerini dolduracak kadar güldürtebilmiş miydim? Aklımda ki bu farklı düşünce dudağımın kenarının hafifçe kıvrılmasına neden olduğunda Lidya’da gülmesini durdurmuş bana bakarak elini uzatmıştı. Bana. Elini. Uzatmıştı. “Kafanı filan mı çarptın?” hafif alaycı bir tonda devam ettim konuşmaya. “Benimle temas kurmayı sevmezsin sen.” “Gerekmese yapmazdım Arelcim.” Telefonu hemen karşımıza koyup video başlattığı sırada önce ellerini havaya kaldırdı. “Hayır hiçbir yerde paylaşmayacağım.” Ondan beklenmediğim kadar kısık hatta utandı mı diyebileceğim kadarda serzeniş gibi devam etti konuşmasına “Sadece anısı olsun istiyorum.” Bu dediklerinden sonra onu geri çevirmek dünyada açlık başlatmak gibi gibi birşey olurdu. Çünkü dünyanın en buruk ama masum ses tonuna bürünerek o lanet cümleyi söylemişti. O tonu size anlatamazdım. Duymayan kimse anlayamazdı. Bir elimi ona uzatırken yan tarafımda olan kapıya sağ omzumla yaslanarak kendimi tamamıyla ona çevirdim. Sanki bir masalda yaşadığımızı düşünen çocuklar gibi önce elimi havaya kaldırdı ve sonra kendi etrafında dönerek elbisesinin havalanmasına ve bir masal prensesi gibi sonsuz bir döngü de dönmeye başladı. “Başın hiç mi dönmüyor senin?” cümleler kötü amaçlı olmasa da ağzımdan kaçmasına sinirlenerek ellerimden biri hızlıca ağzımı kapadı. Benim tarafımda durup, parmak uçlarında yükselirken hafifçe sağa sola yalpalıyordu. “Dönmüyor.” Yalancı. Yaslandığım bedenimi normale çevirirken bir kolum hafifçe belinin arkasında, biraz mesafeli olarak tutum. Tedbirli olmaktan zarar gelmezdi. “Şoför birkaç dakikaya burada olacağını söyledi, yani küçük defilenizi burada bitirmek zorundasınız.” Gözlerime duyduğu şeyler yüzünden sinirle bakarken o bir hışımla elini çekmiş bense ellerimi havaya kaldırmıştım. “Pardon pardon… Yasaklı kelimeydi.” “Sorun değil, bu gece çok fazla duyacağım.” Haklıydı. Ve bunun sebebini şimdilik sadece ben biliyordum. Telefonum titreştiği sırada şoför olduğunu tahmin ettiğimden yan tuştan sadece sessize almış, diğer elimiyse bu sefer tamamen kendi isteğimle ona uzattım. Sıcak bir tebessümle elimi tutarak kapıya ilerlediğimizde kalbimin hafifçe sıkıştığını hissedebiliyordum. Ve bu sefer ki sinirden değildi. ☆ ★ ✮ ★ ☆ “Lidya, canım kızım! Hoşgeldiniz.” Annem benim bile daha önce hiç duymadığım inanılmaz bir samimi tonla Lidyaya sarıldığın da babam omzuma hafifçe vurup beni içeri almış ve masaya doğru ilerlemişti. “Hoşgeldiniz oğlum.” Sahteden olsa bir tebessüm koydum yüzüme, “Hoşbulduk baba.” Ve bu kadardı. Annemin aksine babam, abimle ikimize hep daha mesafeli olmuştu. Gözünde bir endişe, sevgi veya gurur ifadesi zar zor görürdünüz. Dizilerde ki o sert iş adamlarına benzetirdi abim onu. Bende bu düşüncesine katılıyordum. Annem sanki babamla olan tatsızlığı farketmişcesine benim yanıma gelerek sarıldığında içimde olan o boşluğun dolduğunu hissetmiş, bu anlamsız hissi de kenara atabilmiştim. "Yanında güzeller…