3.Bölüm:İsimlerin Gölgesi
Yazar: Vespera

2005 O sabah uyandığımda hastane odasının pencerelerine vuran kasvetli yağmur damlalarının sesini duydum. Günlerdir beklediğimiz, her gece babamın sırtımı sıvazlayarak "Geçecek güzel kızım" dediği o büyük gün gelip çatmıştı. İçimdeki korku o kadar büyüktü ki, küçücük ellerim yatağın beyaz çarşaflarına sımsıkı kenetlenmişti. Annem İnci, gözlerindeki o derin endişeyi benden saklamak için sürekli saçlarımı tarıyor, ellerimi öpüp öpüp kokluyordu. "Bak benim güzel Rüya'm," dedi annem, sesini neşeli tutmaya çalışarak. "Bugün o büyük odaya gideceksin, uyuyup uyanacaksın ve bittiğinde artık göğsündeki o taş tamamen yok olmuş olacak. Koşacaksın, parkta arkadaşlarınla nefesin kesilmeden oynayacaksın." "Anne," dedim, sesim hırıltılı ve çok kısık çıkarken. "Babam nerede? Gitmedi değil mi?" Tam o sırada odanın kapısı yavaşça açıldı ve babam Mehmet içeri girdi. Gözleri kan çanağı gibiydi, günlerdir uykunun yüzünü görmediği her halinden belliydi. Ama beni görünce o yorgun çehresine hemen o babacan, sıcacık gülümsemesini yerleştirdi. Gelip yatağımın kenarına oturdu, nasırlı ve kocaman elleriyle küçük ellerimi kavradı. "Gitmedim annem, gitmedim güzel kızım. Buradayım," dedi. Sesinde derin, tarifi imkansız bir ağırlık vardı ama o çocuk aklımla bunun ne anlama geldiğini çözemiyordum. "Baba, çok para buldun değil mi benim için?" diye sordum safça. "Annem ağlarken duymuştum, çok pahalı diyordu bu ameliyat için." Babam Mehmet usulca eğilip alnımdan uzunca öptü. Saçlarımı okşarken annemle göz göze geldi ve aralarında benim anlamadığım sessiz, acı dolu bir bakışma geçti. "Sen parayı, pulu düşünme benim akıllı kızım," dedi babam, sesinin titremesine engel olmaya çalışarak. "Ben senin için, senin o tek bir nefesin için dünyaları karşıma alırım. Gittim, çok iyi birilerinden o parayı buldum. Sen sadece iyileşmene bak, tamam mı?" "Söz mü baba? Çıktığımda yine yanımda olacaksın değil mi?" "Söz küçüğüm, söz... Ben hep senin yanında olacağım," diye fısıldadı. O parayı nasıl bulduğunu, o çaresizlikle kimlerin kapısını çaldığını, tefecilerin, o karanlık insanların önünde nasıl eğildiğini o gün bilmiyordum. Benim yaşayabilmem için bir yerlerden o borcu bulmuştu ve şimdi yüzünde, o parayı bulmuş olmanın verdiği tuhaf, buruk bir rahatlama vardı. Beni sedyeyle ameliyathanenin o soğuk, büyük beyaz kapısına doğru götürürlerken babam elimi bir an bile bırakmadı. Kapının önüne geldiğimizde hemşireler onu durdurdu. "Buraya kadar Mehmet Bey," dediler. Babam bana son kez el salladı. "Korkma Rüya'm, derin derin nefes al ve uyu. Ben tam burada, kapının önünde seni bekliyor olacağım," diye seslendi arkamdan. O kapı yüzüme kapandığında, hayatımı kurtaracak olan o ameliyatın, ailemiz için geri dönüşü olmayan gizli bir düğümün başlangıcı olduğundan tamamen habersizdim. Ankara / 2026 — Günümüz Yoğun bakım ünitesinin o ağır, kurşuni renkli metal kapısı, arkasında bıraktığı sarsılmaz sessizlikle kapandığında koridorda sadece floresan lambaların o insanı çileden çıkaran cızırtılı, çiğ ışığı kaldı. Olduğum yerde, sırtımı buz gibi duvara yaslayarak derin, titrek bir nefes aldım. Ellerime baktım; parmaklarım hâlâ o yaşlı adamın, Asaf Bey’in kalbini yeniden hayata döndürmek için verdiğim amansız mücadelenin, o hırpalayıcı ritmin etkisiyle tir tir titriyordu. Stetoskopumu boynumdan çıkarıp önlüğümün cebine tıkıştırırken içimdeki o tarifi imkansız boşluk hissi daha da büyüdü. Bu hastane, bu acil servis benim sığınağımdı. İstanbul’un o boğucu, geçmişi kanla boyanmış anılarından kaçıp Ankara’nın bu kimsesiz gri ayazına sığınırken tek bir amacım vardı: Sadece işimi yapmak, sadece insanlara nefes olmak ve zihnimdeki o bitmek bilmeyen çocukluk kabuslarını susturmak. Ama ne zaman hayatımın bir düzene girdiğini, geçmişin o ağır gölgesinden sıyrıldığımı hissetsem, kader karşıma öyle hamlelerle çıkıyordu ki, kaçtığım her sokak beni dönüp dolaştırıp aynı kördüğümün tam ortasına fırlatıyordu. "Rüya Hocam, iyi misiniz? Yüzünüz bembeyaz olmuş." Kübra’nın endişeli sesi, beni daldığım o dipsiz kuyuda…