Kaderin Yargısı

2.Bölüm:Görünmez Bağlar

Yazar:

Kaderin Yargısı - Vespera kitap kapağı
Kaderin Yargısı kitap kapağı

2005 Zilin çalmasıyla irkildim. Yatağımdan doğrulup kapıya bakarken babam içeri girdi. Bu sefer yüzünde günlerdir gördüğüm o yorgun ve çaresiz ifadeden farklı bir şey vardı; gözlerinin içinde küçücük de olsa bir umut parlıyordu. Yanıma gelip saçlarımı okşadı. “Nasılsın benim güzel kızım?” diye sordu. “İyiyim babacığım, sen nasılsın?” dedim. Babam gülümsedi ve gözlerini anneme çevirdi. Annem de onun yüzündeki değişimi fark etmiş olacak ki gözleri çoktan dolmuştu. “Rüya, sana çok güzel bir haberim var,” dedi babam. Merakla ona baktım. “Ne haberi?” Babam dizlerinin üzerine çöküp küçük ellerimi avuçlarının arasına aldı. “Hazır mısın güzel kızım?” diye sordu. “Ne için?” dedim heyecanla. Gülümsedi ve “Ameliyat için,” dedi. Bir an dünyam durmuş gibi hissettim. Günlerdir beklediğimiz o kelime sonunda gerçek olmuştu. “Gerçekten mi?” diye sordum titreyen sesimle. Annem başını salladı ve gözlerinden bir damla yaş süzüldü. Küçük ellerimle yanağına dokundum. “Anne, neden ağlıyorsun?” diye sordum korkuyla. Annem hemen gözyaşlarını sildi ve yüzüne kocaman bir gülümseme yerleştirdi. “Bunlar üzülme gözyaşları değil, mutluluk gözyaşları güzel kızım,” dedi. Başımı anlamaya çalışır gibi yana eğdim. “Gerçekten ameliyat olacak mıyım?” diye sordum. Babam tekrar göz hizama gelip gülümsedi. “Evet prensesim. Çok yakında o kötü hastalığı senden tamamen uzaklaştıracağız.” “Peki… sonra diğer çocuklar gibi koşabilecek miyim?” dedim. Babamın yüzünde günler sonra ilk kez gerçek bir mutluluk belirdi. “Koşacaksın. Düşeceksin, kalkacaksın. Hatta belki bizi peşinden koşturacaksın.” İkisi de güldü, ben de onlara katıldım. Günlerdir evimizin içinde dolaşan o ağır sessizlik, ilk kez yerini umuda bırakmıştı. Ama o mutluluğun içinde bile babamın gözlerinde gördüğüm küçük gölge dikkatimi çekmişti. Çocuk aklımla bunun ne anlama geldiğini anlayamasam da annem fark etmişti. O gece ben uyuduktan sonra mutfaktan gelen kısık seslere uyandım ve sessizce kapıya yaklaştım. Annemin titreyen sesini duydum. “Emin misin Mehmet?” Babam uzun süre cevap vermedi, ardından derin bir nefes aldı. “Başka çaremiz yok İnci. Rüya yaşayacaksa bu yolu seçmek zorundayım.” “Peki ya sonra?” diye sordu annem korkuyla. Babamın sesi kararlı ama yorgundu. “Sonrasını ben hallederim.” Annem sustu, çünkü babam bir karar verdiğinde onu hiçbir şey durduramazdı. O gece küçük bir kız olarak sadece ameliyat olacağım için mutluydum. Henüz bilmiyordum ki babamın verdiği o karar, yıllar sonra hepimizin kaderini sonsuza kadar değiştirecekti. 2026 Nöbet bittiğinde Ankara’nın ayazı yüzüme vurdu. Hastane kapısından çıkıp derin bir nefes aldım; gökyüzü henüz tam ağarmamıştı, gri ve puslu bir sabah şehri kaplıyordu. Üzerimdeki beyaz önlüğü çıkarıp çantama koymuştum, sadece kalın montuma sarınmış bir halde otoparka doğru yürüdüm. Zihnim son birkaç saatin yorgunluğuyla tamamen uyuşmuş gibiydi. Adımlarım her zamankinden daha yavaş, daha ağırdı. Arabanın kapısını açıp sürücü koltuğuna oturduğumda bir süre kontağı çevirmeden öylece direksiyona bakıp kaldım. İçimde, tarifi zor, çöken o sessizliğin getirdiği büyük bir boşluk vardı. İstanbul’u, o koşturmacayı ve ardımda bıraktığım her şeyi düşündüm. Buraya gelirken yeni bir sayfa açmayı, sadece işime odaklanıp sakin bir hayat kurmayı planlamıştım. Ama hayatın kendi ritmi, benim planlarımdan hep daha hızlı akıyordu. Aynadan yüzüme baktım. Göz altlarım uykusuzluktan morarmış, yüzüm solmuştu. Yine de o çocukken kalbime oturan o ağır taşın artık orada olmadığını, en azından bir şeyleri değiştirebilmek için doğru yerde olduğumu biliyordum. Kontağı çevirdim, kaloriferi sonuna kadar açıp ellerimi ısıtmaya çalıştım. Şimdi tek istediğim evime gitmek, sıcak bir çay demlemek ve saatlerce hiçbir şey düşünmeden uyumaktı. Arabayı çalıştırıp hastane bahçesinden çıkarken, Ankara’nın sakin ve boş sokaklarına doğru ilerledim. 3 hafta sonra Ankara’nın üzerine çöken o bitmek bilmez gri pus, aradan geçen üç haftaya rağmen zerre değişmemişti. Zaman, sanki bu şehirde daha yavaş, daha hantal akıyo…

Bölümün tamamını WritePad'de oku