| 1 | Duvarın Ardında
Yazar: VESPERA

İyi okumalar... 🌸 •• 12.09.2026 Her gece aynı rüyayı görüyordum. Trabzon... Buraya geleli altı gün olmuştu. Geldiğim günden beri gözlerimi hep aynı ormana açıyordum. Bu gece de diğerlerinden farksız değildi. Her yeri esir alan sisin içerisindeydim. Önümden ince bir patika uzanıyor, iki yanında uzun çam ağaçları bana eşlik ediyordu. Her gece aynı yolu yürüyor, aynı merdivenlere kadar geliyordum. Fakat ulaştığım merdivenleri çıkmaya çalıştığım her seferde, basamaklar sanki biraz daha uzuyordu. Ne kadar çıkarsam çıkayım, sonuna ulaşamıyordum. Ve her defasında... Bir kadın beni merdivenlerin başında bekliyordu. Sisin içinde bir gölge gibi duruyordu. Onu ilk gördüğümden beri yüzünü hiçbir zaman seçememiştim. Ne kadar dikkat edersem edeyim, yüzünün olması gereken yerde yalnızca bulanık bir gölge kalıyordu. Ama gözlerinin üzerimde olduğunu hissediyordum. Yüzüme çarpan soğuk havayı içime derince çektikten sonra, altı gecedir çıkmaya çalıştığım merdivenlere bir kez daha adım attım. İlk basamak. Sonra ikincisi. Sonra üçüncüsü... Adım attıkça yükseliyor, yükseldikçe kadın geriye gidiyordu. Ben bir basamak çıkıyordum. O bir adım geri çekiliyordu. Bir basamak daha... Bir adım daha. Altı gecedir çıkamadığım merdivenler, bu kez sanki bana boyun eğiyordu. Nefesim hızlanmıştı. Kadının silueti sisin içinde gittikçe küçülürken son basamağa ulaştım. Kadın tamamen gözden kaybolduğunda artık merdivenlerin başındaydım. Uyanırım korkusuyla arkama bile bakmıyordum. Karşımda büyük, kemerli bir giriş vardı. Kemerden geçtiğim anda, sisin esir aldığı kasvetli ortam bir anda değişti. Gözlerimin önünde daha önce hiç görmediğim devasa bir yapı yükseliyordu. Pencerelerden taşan ışıklar... Duvarlarda canlılığını koruyan freskler... Avluda dolaşan insanlar... Bir yerlerden konuşma sesleri, ayak sesleri ve uzaktan gelen çanların yankısı duyuluyordu. Olduğum yerde durup yalnızca izledim. Adım atmaya korkuyordum. Çünkü burada neyle karşılaşacağımı bilmiyordum. Ortam o kadar yabancıydı ki... Ya da yabancı olan sadece bendim. Kıstığım gözlerimle etrafı incelerken bakışlarım avlunun ortasında duran kadına takıldı. Aramızdaki mesafe çok uzak değildi. Fakat yüzü buna rağmen hâlâ bulanıktı. Neden yüzünü göremediğimi bilmiyordum. Ama bu rüyaları görme nedenimin o olduğunu tahmin edebiliyordum. "Kimsin...?" Kendi duyabileceğim kadar alçak bir sesle mırıldanıp ileriye doğru bir adım attım. O anda zemin ayağımın altında titremeye başladı. Önce küçük bir sarsıntı hissettim. Sonra taşlar çatladı. Her şey bir anda bin parçaya ayrılıp havaya doğru yükselmeye başladı. Gözlerim hâlâ kadının üzerindeydi. "Kimsin?!" Bu kez sesim avlunun tamamında yankılandı. Bana ulaştığını biliyordum. Ama o, konuşmamakta ısrar ediyordu. Buraya kadar gelmişken bana söyleyecek hiçbir şeyi yok muydu? Bir adım daha attığımda ayağım boşluğa geçti.. Bedenim yüksek bir yerden düşüyormuşum gibi aşağı savrulurken... Gözlerimi açtım. Üst bedenim yataktan sıçrarken nefes nefeseydim. Terden boynuma yapışan saçlarımı ellerimle yüzümden ayırırken birkaç saniye boyunca nerede olduğumu anlamaya çalıştım. Sonra odanın sessizliğini dinledim. Kalbim hâlâ deli gibi atıyordu. Aklımdaki tek şey, altı gecedir ilk kez değişen o rüyaydı. Merdivenleri çıkmıştım. Yatağa geri uzanırken telefonumu elime alıp saate baktım. Dokuz olmasına sadece dakikalar kalmıştı. Sanırım artık kalkmam gerekiyordu. Bir süre daha tavana bakarak öylece kaldım. Kalbimin ritmi yavaşlamaya başlarken, az önce gördüğüm rüya zihnimde yeniden canlandı. Merdivenler, kadın, ve o devasa yapı... Altı gündür aynı rüyayı görüyordum ama ilk kez rüyanın sonuna ulaşmıştım. Aslında tam olarak son değildi. Yine eksikler var gibiydi. Kadın benimle neden konuşmamıştı? Ben neden her gün o merdivenleri aşmak zorundaymışım gibi hissetmiştim? Derin bir nefes alıp verdikten sonra yataktan çıkıp pencereye doğru yürüdüm. Perdeyi araladığımda Trabzon'un gri sabahı karşılamıştı beni. Gökyüzü bulutlarla kaplıydı. İnce bir yağmur cama vuruyordu. Türkiye'ye geleli yalnızca a…