45.Bölüm
Yazar: LioraSelas

Yetimhane bittiğinde derin bir nefes aldım. Karşımda duran duvarlara bakarken içim bir anda ısındı. Sanki gri duvarlar değil de... bir çocuğun hayal dünyası karşımdaydı. Duvarların bir köşesinde gökkuşağı bulutların arasından süzülüyor, rengârenk balonlar gökyüzüne doğru yükseliyordu. Hemen yanında sevimli ayıcıklar, tavşanlar ve küçük kediler birbirleriyle oyun oynar gibi resmedilmişti. Bir diğer duvarda ise bir roket uzaya doğru ilerliyor, etrafında gezegenler ve yıldızlar parlıyordu. Astronot kıyafeti giymiş çocuk figürleri sanki 'hayallerine ulaş' der gibi yukarı bakıyordu. Koridorun devamında doğa can bulmuştu. Büyük ağaçlar, rengârenk çiçekler, kelebekler ve küçük bir dere... Hatta minik bir kulübe bile vardı. İnsan baktıkça kendini o masalın içinde hissediyordu. Bir duvar tamamen çocukların hayallerine ayrılmıştı. Doktor, öğretmen, pilot, tasarımcı... Her biri kendi geleceğini çizmiş gibiydi. Hemen yanında farklı yüz ifadeleri vardı. Gülen, düşünen, şaşıran yüzler... Sanki çocuklara 'her duygun normal' diyordu. Ve en dikkat çeken yer... Müzik köşesiydi. Duvar boyunca uzanan notalar, dans eden figürler ve elinde mikrofon tutan küçük çocuklar... Sanki her an bir şarkı başlayacak gibiydi. Tüm bu renklerin ortasında ise en anlamlı olan vardı: El ele tutuşmuş çocuklar. Küçük kalplerle çevrelenmiş... Birlikte olmanın verdiği sıcaklık duvarlara işlemişti. Orada durup baktığımda şunu hissettim: Burası artık sadece bir yetimhane değildi... Burası bir yuva olmuştu. Belimde eller hissettiğim de iştem dışı içim titredi. Arkamda ki beden de birden kasıldığın da ona döndüm. Göz göze geldiğimiz sırada bana anlamayarak bakıyordu. Ondan hafifçe uzaklaştım ve kollarını tuttum. Tam ona birşeyler soracaktım ki telefonum çaldı. Zorlukla yutkunup arkamı döndüğümde arayan kişiye baktım. Selma Hanım... Pamirden uzaklaştığım gibi telefonu açtım. Sıkıntıyla nefes verdim, bu kadın gerçekten beni deli edecekti. "Evet... doğum gününe neden gelmediğini merak ediyordum," dedi soğuk bir gülümsemeyle. "Ama karşımda gördüğüm manzara... doğrusu beni fazlasıyla memnun etti." Bakışlarım onun ararken sesi artık midemi bulandırıyordu. Ben daha fazla bu kadaına dayanamıyorum. "Aferin... hızlı ilerliyorsun." Sözlerinin tonu bir anda değişti. "Ama akşamki doğum günü kutlamasında boy göstermeyi sakın unutma." Kısa bir duraksama yaptı. "Bu arada..." dedi kısık bir sesle, "Pamir'in dedesi de gelecek." Gözlerimin içine baktı. "Ve onu... senin adına davet ettim." Sözleri içime bir ağırlık gibi çöktü. Gözbebeklerim büyüdüğün de hızla arkamı döndüm ve Pamir'e bakmadan çıkışa doğru ilerlemeye başladım. Telefonu suratına kapattım. Sağa dönmem ile karşımda duran siyah araca ilerledim. Düşünmeden kapıyı sert bir şekilde açtığım sırada karşımda oturan Selma Hanım bana baktı. "Siz benimle dalga mı geçiyorsunuz?! Pamir onunla konuşmak istemiyor, neden hâlâ üsteliyorsunuz? Bırakın da bari çocuğun en mutlu gününü mahfetmeyin!" Arabadan indiği gibi beni hafifçe itekledi. Beni küçük görmeyi, aşalamaktan asla vazgeçmiyordu. Onunla karşı kaşıya kaldık ve bana gülerek bakıyordu. Ama bu gülüş pekte iyi değil gibiydi. "Seni ne için tuttum ben Asena? Sen kimsin ve tam olarak ne için buradasın, hatırla!" dedi Selma Hanım, o buz gibi, tepeden bakan sesiyle. "Bu aralar asıl görevini unutup saçma sapan hülyalara kapılıyorsun, gözümden kaçmıyor değil. Lakin şimdilik bunları görmezden geleceğim. Bir an önce Pamir'i evliliğe ikna et. O düğüne dedesi gelecek, torununun mürvetini gözleriyle görecek ve sen de tam planladığımız gibi, nikahın hemen ardından onu bırakıp gideceksin. Bize imzaladığın sözleşmede kelimesi kelimesine bunlar yazıyordu Asena... İşini yap!" Dudaklarım titredi, içimdeki öfkeyle tam ona hak ettiği cevabı verecektim ki... Tam Selma Hanım'ın omuzunun üzerinden, birkaç adım geride duran Pamir'i gördüm. Bir an için zaman durdu, dünya ekseninden kaydı. Nefesimin göğsümde tıkandığını, ciğerlerimin havayla dolmadığını hissettim. Gözlerim dehşetle açılırken titreyen bakışlarıml…