43.Bölüm
Yazar: LioraSelas

Kucağımda ve ellerimde tuttuğum irili ufaklı poşetlerle yetimhanenin kapısından içeri girdiğim an, bahçedeki çocukların cıvıltıları, koşuşturmaca sesleri ve şen kahkahaları yüzüme bir bahar esintisi gibi çarptı. Kendi dünyalarında oyunlar oynayıp eğlenirlerken, kapıdaki varlığımı fark ettikleri an birden hepsi durakladı. Şaşkınlık dolu minik gözleri üzerimde gezindi ve saniyeler içinde yüzlerinde kocaman gülücükler açarak çığlık çığlığa bana doğru koşmaya başladılar. "Asena abla geldi!" sesleri bahçede yankılanırken, kucağımdaki paketleri düşürmemeye çalışarak eğildim. Minik eller hevesle poşetlere uzanırken, hepsi birer paket kapıp neşeyle içeriye doğru koşturdu. "Hoş geldiniz Asena Hanım," diyerek kapıda beliren Müdüre Hanım'a bakıp içten, derin bir tebessüm kondurdum yüzüme. Kalan ağır poşetleri almama yardım etti ve birlikte adımlarımızı içeriye, o cıvıl cıvıl salona doğru attık. Elimdeki son malzemeleri de masanın üzerine koyup etrafımı saran meraklı çocuklara gösterdim ve onlardan yardım istedim. "Biliyorsunuz, yarın büyük gün... Ama biz şimdiden hazırlıklara başlayalım, son ana bırakmayalım olur mu?" Hepsi büyük bir heyecan ve coşkuyla onaylayarak poşetlerin ağzını açmaya başlarken, ben hafifçe geriye çekilip dışarıda, bahçe kapısının kenarında bıraktığım boya kutularıma doğru yürüdüm. Zihnimdeki o ağır yükleri, Selma Hanım'ın tehditlerini ve Pamir'in yaklaşan doğum gününü bir kenara itebildiğim tek yer burasıydı. Aslında okulun o soğuk, yıpranmış dış duvarlarını rengarenk boyamak istiyordum. Bence birkaç güzel çizim, sevimli desenler ve cıvıl cıvıl renklerle burası tam anlamıyla mükemmel bir çocuk yuvasına dönüşürdü. Elimdeki boya fırçasını sıkıca kavrayıp boya kutusunun içine daldırdım. Karşımdaki gri, soğuk duvara bakarken dikkatli adımlarla yaklaştım. Tam fırçayı duvara sürüp ilk rengi konduracaktım ki arkamdan tanıdık bir ses ismimi fısıldadı. Duyduğum o ses tonuyla elim fırçada asılı kaldı, gözlerimi inanamayarak arka arkaya kırpıştırdım. "Asena... Sevgilim..." Şaşkınlıkla arkamı dönmemle birlikte, karşımda duran Pamir'i görmem bir oldu. Olduğum yerde öylece kalakaldım. Sen ne ara geldin, beni nasıl buldun, ne zaman buraya geldin? Yüzümde istemsizce açan o sıcak tebessümle hafifçe gülerek yanına doğru adımladım. Ancak ben yaklaştıkça onun kaşları çatılıyor, yüzü ciddi bir hâl alıyordu. Bakışları daha çok benden hesap sorar gibiydi ve işin acı tarafı... Tamamen haklıydı. "Telefonlarımı neden açmıyorsun Asena?" dedi Pamir, sesinde bariz bir alınganlık ve sitemle. "Seni ne kadar merak ettim haberin var mı? Hem burayı, çocukların bu özel gününü hani birlikte hazırlayacaktık? Neden her şeyi tek başına, bensiz yapıyorsun?" Sesi tam bir çocuk gibi kırgın ve sitemkar çıkmıştı. Onun bu sevimli halini görmek içimdeki o devasa acıya rağmen yüzümde buruk bir tebessüm yarattı. Başka tek bir kelime bile etmeden, hızla atılıp kollarımı boynuna doladım ve ona sımsıkı sarıldım. Önce bu ani hamlem karşısında afalladı, duraksadı; ama saniyeler sonra o da gülümseyerek kollarını belime doladı ve beni adeta kendi bedenine kenetlercesine sıktı. Yanağı yanağıma değdiğinde gözlerimi yumdum. Teninin o tanıdık, huzur veren kokusunu son kez çekiyormuş gibi içime doya doya çektim. Burnumu boyun girintisine gömüp hafifçe sürttüm, kokusu zihnime kazınsın istedim. Seni çok özleyeceğim sevgilim... Sen hiç bilmeyeceksin ama seni her şeyden çok özleyeceğim... "O zaman... Birlikte dışarıyı boyayalım mı?" Ondan yavaşça uzaklaştığım sırada, içimdeki o koca fırtınayı gizlemek adına yüzüme zoraki bir tebessüm yerleştirdim. Pamir bu teklifim karşısında çocuksu bir sevinçle başını salladı. Üzerindeki o pahalı ceketi çıkarıp kenardaki sandalyenin üzerine bıraktı ve kollarını sıvayarak etrafı incelemeye başladı. Ben ise bir adım geride durmuş, büyülenmiş gibi uzaktan onu izliyordum.Boya kutularının yanına gidip diz çöktü ve sanki dünyanın en önemli, en kritik işini yapıyormuş gibi büyük bir ciddiyetle boyaların kapaklarını tek tek açmaya başla…