2.Bölüm
Yazar: LioraSelas

Titreyen ellerimle bulaşıkları yıkarken anneannemin bakışlarını üzerimde hissediyordum. Yüzünde, söylemek isteyip de kelimelere dökemediği bir hüzün vardı. Sakin kalmaya çalışarak elimdeki tabağı tezgâhın kenarına bıraktım. O sırada yavaşça omzuma dokundu. Derin bir nefes alıp ona döndüm. "Asena, yapma kızım," dedi yumuşak ama kırılgan bir sesle. "Abin bunu kötü bir niyetle yapmadı. Bu konuyu daha önce de konuştuk. Sen de biliyorsun durumu… Abin istese bize bunu yapar mı hiç?" Eldivenlerimi ağır ağır çıkarıp ona döndüm. Dudaklarımı birbirine bastırdım; söyleyecek çok şeyim vardı ama hiçbirini dillendiremedim. Kollarımı kendime sararak, cevabımı gözlerimde saklayıp yüzüne baktım. "Ne konuda sakin olayım, anneanne?" dedim. "Abimin bu saçma sapan borcunda mı… erkek kardeşimin üniversiteye gidememesinde mi? Gözümün içine baka baka, sırf okuyamadığı için ağlayan kardeşime ne cevap vereceğimi bilemediğim için mi sakin olayım?" Anneannem üzgün gözlerle bana bakarken sırtımı tezgâha yasladım. Bakışlarım karşıya, anlamsız bir noktaya takılı kaldı. O ise sessizce yanıma yaklaştı, yandan sarıldı. Sarılışı yorgundu; sanki ikimiz de aynı yükün altında eziliyorduk. "Sen bu ailenin direğisin, Asena," dedi kısık bir sesle. "Sen olmazsan hepimiz paramparça oluruz. Bu aileyi bir arada tutan sensin. Aras seni anne gibi görüyor; her koşulda onun yanında oldun. Ama bazen hayat, insanın önüne kaldırabileceğinden ağır yükler koy-" Doğrulduğumda bir an duraksadım. Göğsümde biriken sıkıntıyla derin bir nefes verip kenarda duran ceketimi aldım. "Ben işe gidiyorum," dedim. "Akşam geç gelirim. Siz yemeğinizi yiyin, benim iştahım yok." Arkamı dönmeden önce anneannemin alnına küçük bir öpücük kondurdum. Salona geçtiğimde abimin televizyon izlediğini, Aras’ın ise koltuğa gömülmüş kitap okuduğunu fark ettim. Hiç umursamadan gidip televizyonun fişini çektim. Abim bağırmaya yeltendi ama yanından sessizce geçip Aras’ın saçlarının arasına bir öpücük bıraktım. "Ben gidiyorum, geç gelirim," dedim. "Sana yemek hazırladım, dolaba koydum. Onları yemeyi unutma, minik lotusum…" Bana gülümseyerek baktığında kapıya yöneldim. Abim arkamdan seslendi ama duymamış gibi yaptım. Gözüm kenarda duran ayakkabılara takıldı. Terlikle kasa taşıyamazdım; bu yüzden ayakkabı giymem gerekiyordu. Yırtık olmalarına aldırmadan giyip dışarı çıktım. Yağmur yağmaya başlamıştı. Buraya yakın olan pazara koşarak girdiğim de gördüğüm tanıdık yüzlere hafif baş selam vermeye başladım. Yağmur hızlanmıştı. Gökyüzü sanki içimde birikenleri taşır gibi aralıksız boşalıyordu. Islanan saçlarım alnıma yapışırken pazara doğru koştum. Üzerime çöken yorgunluğu adımlarımın arasına sıkıştırıp içeri girdim. Pazar yeri her zamanki gibi gürültülüydü. Satıcıların sesleri, ıslak zeminde yankılanan ayak seslerine karışıyordu. Tanıdık yüzlerle göz göze geldikçe başımı hafifçe eğip selam verdim; kimse bir şey sormadı, sormuyordu da... Herkes biliyordu. Balıkçının yanına vardığımda arabanın arkasına kasalarla balık yerleştiriyordu. Yağmur balık pullarının üzerinde parlıyor, ağır bir koku havaya siniyordu. Hiç konuşmadan yanına koştum, bir kasayı tuttum. Soğuk, ıslak ve ağırdı. Ama alışkındım. Ellerim üşürken, sırtımdaki yük biraz daha ağırlaştı. Yine de durmadım. Yağmur gibi; ne kadar bastırsa da akmaya devam ettim. "Geç kalmadım, değil mi Ahmet abi?" dedim. Gülümseyerek başını olumsuzca salladı. Uzatılan her kasayı dikkatlice yerleştirip bir sonrakini almak için hemen geri döndüm. O kadar hızlı hareket ediyordum ki, bir an elimden kayacak olan kasayı son anda yakaladım. Nefes nefese kaldığımda durup olduğum yerde soluklandım. Alnımdan süzülen terler, ne kadar yorulduğumu ele veriyordu. "Asena, kızım, biraz dinlen," dedi. "Zaten bayağı zayıf bir çocuksun. Bir yerini kıracaksın." Başımı sessizce iki yana salladım. Son kasayı da yerine yerleştirdiğimde ellerim titriyordu. Alnımı silip doğruldum. Gülümseyerek Ahmet abiye baktım. O ise sıkıntılı bir nefes verip cebinden parayı çıkararak bana uzattı. Parayı yavaşça elinden…