39.Bölüm
Yazar: LioraSelas

İçeriye giren Müdür ve Emel Sayınla ne yapacağımı bilmeksizin onlara bakarken ayaklarıma doğru gelen top ile bir an durdum. Gözlerimi kırpıştırırken ayağımın dibinde ki topa bakarken gülümsedim. Yavaşça onlara attığım da gülerek birlikte top oynamaya başladık. Herkes kafasına göre birbirine top atıp paslaşıyorlar desem yeridir. Etrafı incelerken aslında buranın bir yere bağlı olduğunu fark ettim. Bakımı vardı lakin yeterli değildi. Belli ki biri foncuydu ama yeteri kadar iyi değildi. Kafama yediğim top ile bir an durdum ve gözlerimi arka arkaya kırpıştırdığım sırada çocuklar korkuyla bana baktılar. Başımı hafifçe ovduğum sırada gülerek onlara baktım. Hepsi birden bana gülerek baktığın da istem dışı içim burkuldu. Kimsesiz, bu koca dünyada tek başlarına yaşıyorlardı. Ne anneleri vardı ne babaları, tıpkı benim gibi. Sığınaxak bir liman, dertlerinş anlatacak kimseleri yoktu. Onları o kadar iyi anlıyorum ki... Yere çöktüğüm sırada hepsi yere oturdu. Bu hallerine güldüğüm de mazikçe saçlarını okşayıp onlara bakıp Mavi Boncuk şarkısını söylemeye başladım. Maalesef anneannem kadar sesim güzel değil ama en azından idare ederdi. Baktım hepsi bana eşlik etmeye başladı. O kadar tatlı duruyorlar ki istem dışı içim ısındı...ama ben sizi ısırırım. Hepsi birbirinin elini tuttuğu sırada Ali'nin elini yavaşça tuttum. Bana gülümseyerek bakıyordu. Hafif hafif sallanarak söylediğimiz şarkı ile birden arkadan biri bize eşlik etmeye başladı. Hepimiz arkamızı döndüğümüz zaman Emel Hanım yanımıza gelip diz çöktü. Yavaşça yana kaydığım sırada onu birebir karşımds gördüğüm için heyecandan kalbim hızlandı. Şarkıya hep birlikte söylerken gülümseyerek bana bakıyordu. Sonlara doğru sustuğu sırada çocukların hepsi alkışlamaya başladı. Bende alkışladığım zaman hepsi yanıma koşup bana sarılmaya başladılar. Heyecanla hepsini kendime çekip sıkı sıkı sardım. "Hadi bakalım çocuklar abşayı rahat bırakın, yemek vakti." Müdür hepsini kaldırıp içeriye geçirdiği sırada ben ve Emel Hanım tek kaldık. Başımı eğdiğim sırada yanıma gelip nazikçe koluma dokundu. "Seni burada ilk defa görüyorum Genç Hanım. Yoksa siz onların öğretmeni falan mısınız?" Başımı kaldırdığım sırada mükkemmel ve kısuruz bir şekilde Türkçe konuşan kadına resmen hayran kaldım. Gözlerimi mavi, boncuk kadar güzel olan gözlerine çıkarıp hafifçe olumsuzca salladım. Çok kibar biriydi. "Aslında... her şey tesadüfen oldu desem yeridir," dedim dürüştçe. "Ben sadece bir kitap arıyordum. En son bir antikacıya girdim." Kısa bir an duraksadığım sırada gülmeye başladım. "O da bana, aradığım kitabın burada, müdür tarafından bilinebileceğini söyledi. Ali'yi buraya getirdiğimde ona sormamı istedi." Bakışlarım etraftaki çocuklara kaydı. Sesim biraz daha kısarak konuştum. "Ama..." dedim yavaşça, "çocukları görünce... sanki isteğim bana biraz lüks geldi." Dudaklarımı ısırdım. "Bu yüzden dile getiremedim." Başımı hafifçe eğdim. "Yani... aslında her şey bir tesadüf." Emel Hanım birden durdu ve gülümseyerek bana baktı. Ellerim titrerken onu karşımda canlı olarak görmek...ne bilim insanı tuhaf hissettirdi. Gerçekten çok güzel bir kadındı hatta o kadar güzel ki sabaha kadar bakabilirim. "Benim bu koca hayatımda öğrendiğim tek bir şey var, güzel kızım" dedi ağır ve sakin bir sesle. "Tesadüf diye bir şey yoktur." Kısa bir duraksama yaptı ve karşıya öyle üzgün ve kederli baktı ki...sanki kurduğu bu cümlede koca bir hayat yatıyor gibiydi. Derin bir nefes alıp verdi ve konuşmaya devam etti. "Her şey... kaderin bize oynadığı cilveli bir oyundur." Gözleri ellerini bulduğu zaman hafifçe kapatıp açtı. Bu cümle içimde bir yerleri paramparça etti. Sanki kalbimden çok beynim bunları kaldırmaya "Mesela benim buraya gelmem..." dedi ve susttu. Yüzünde tebbesümle hafifçe sallanıp gözlerini kapatıp açtı. " Senin karşıma çıkman..." Bakışlarını bana çevirdi. Gözlerinde gördüğüm şevkat istemiyorum dışı içimi ısıttı. "Ve benim... güzeller güzeli, hayranım olan bu genç kadınla karşılaşmam..." Hafifçe gülümsedi. "Sence bu bir tesadüf mü?" Sözleri…