36.Bölüm
Yazar: LioraSelas

Elimde ki yüzüğe bakarken iştem dışı gülümsedim ve büyüsüne kapılmadan edemedim. O kadar şık ve güzel bir yüzük ki insanın baktıkça bakası geliyordu. Ortasındaki o büyük, kan kırmızısı yakut taş, adeta içimde fırtınalar kopan kalbimin somut bir hali gibi parıldıyordu. Etrafını saran minik pırlantalar, o hırçın kırmızıyı ehlileştirmek ister gibi asil bir ışık çemberi oluşturmuştu. Altının o ağır, ince ince işlenmiş sarılığı ise parmaklarıma değil, doğrudan ruhuma ağırlık katacak cinstendi. Antika işlemeleri, geçmişin o zarif ama mağrur kadınlarının izlerini taşıyor gibiydi. O kadar büyüleyici, o kadar kusursuzdu ki... Ona her baktığımda içimde hem tuhaf bir hayranlık hem de sırtıma yüklenen o ağır kaderin gölgesi büyüyordu. Eğer onu satarsam...eğer satarsam borcumun bir kısmı hallolurdu. Ama kıyamıyordum. O kadar güzeldi ki.  Peki sonra Asena...sonrasında Selma Hanım seni bırakır mıydı? Aras'ı okuldan almaya kadar giderdi. Bu kadar gözünün dönmesinin sebebi neydi, neden? Sürekli onu ailesi ile barıştıracaksın diyor ama neler olduğunu bilmiyorum... Yatakta doğrulduğum sırada telefonuma gelen arka arkaya mesajlar ile atan kişinin Selma Hanım olduğunu fark etmemek mümkün değildi. Örtüyü itip yataktan kalktığım gibi lavaboya girip hızla yüzümü yıkayıp dışarı çıktım. Hâlâ ölü gibi hissediyordum. Dolabı açtığım da karşımda duran kıyafetler ile bakışırken bir an durdum. Bugün biraz kendi tarzımı öne sürecek birşeyler yapmak istiyorum. Kendim olmak istiyorum. Bir kukla olmak değil de sadece Asena olmak istiyorum. En sevdiğim kare yaka krobu ve siyah, beyaz çizgili eteğimi çıkardım. Yatağa koyduğum da dolaba geri dönüp üzerim için birşeyler aradım. Hava soğuktu ama ben bugün biraz özgür olmak en azıdan kendimi bir kalıba sokmadan özgür olmak istiyorum.  Deri çeketimi ve deri çantamı da alıp yatağa attığımda banyoya koşup saçlarımı tarayıp yavaşça ince kıvırıcık yaparak daçıma hoş bir hava kattım. Uzun uğraşlar sonucu saçlarım kıvırcık olmuştu. Saçlarımı açık bırakıp hafifçe yana doğru attığım da makyaj olarakda hafif bordo tonlarda bir makyaj yapıp dışarıya çıktım. Yatağa koyduklarımı giyinip hızla telefonuma baktım. Saat 7 olmuştu. Koşarak odadan çıkıp kenarda duran siyah deri çizmeyi giyinip aynadan kendime son kez bakıp tam çıkacaktım ki kenarda duran dosyaya gözüm takıldı. Tam alacaktım ki telefon çaldı. Korkuyla çantamı alıp kapıyı açıp dışarıya çıktım. Arayan kişinin Selma Hanım olduğunu fark ettiğim de gözlerimi devirdim. Asansöre binip aşağıya inerken telefonuma arka arkaya mesajlar gelmeye başladı. Sinirle çıkarıp baktığım da Selma Hanım gene beni çıldırtms peşinde... [Mesaj=Selma Hanım] {Yarın Pamir'in doğum günü, sirkettekiler birşeyler hazırlamış ama sen daha güzel ve şık bir hediye alman lazım. Maneviyatı büyük ama ucuz birşey asla olmamalı.} {Kendisi Emel Sayın hayranı onun eskilerde kalma imzalı bir plağını buldum. Onu senin masanın üzerine koydum. Dikkatli ol ve saçma sapan hediyeler alma, bu daha güzel. } İçim şiştiğinde sinirle asansörden çıkıp kapıda bekleyen Ali abinin yanına gittiğim de kapımı açtı. Zorla elimdekilerle binip kapım kapandığın da rahat bir nefes alıp verdim. Bu iş iyice saçma yerlere gitmeye başladı. Ali abi arabayı çalıştırdı. "Biri gıne baya kötk başlamış gibi." Gülerek kurduğu cümleyle sıkıntıyla nefes verdim. Araba yola çıktığı gibi penceremi açıp arka arkaya derin nefesler almaya başladım. Tam Ali abiye birşey söyleyecektim ki telefonu çaldı. İstemem dışı kaşlarım kalkttığı sırada Ali abi telefonu açıp kulaklığını taktı. Derin bir nefes aldı. "Efendim Deniz Hanım." Birden gülmeye başladım, ah Deniz Hanım ahh siz varya... Bu kadın gerçekten çok ilginç bir kadındı. Herkes onun peşinde ama o nedense Ali abinin peşinde koşuyordu. Ama sanki Ali abi pek oralı değil gibiydi. Deniz Hanım'ı baya süründürecek gibi duruyor. Ali abi, benden sadece beş yaş büyüktü ve baya da yakışıklı biriydi. Ama konu Deniz Hanım olunca yani Ali abiye bakması çok tuhafıma gidiyor. Enteresan bir kadın. Kendisi ultra zengi…