35.Bölüm
Yazar: LioraSelas

Camdaki lekeyi ovarken, aslında zihnimdeki o kapkara lekeyi silmeye çalışıyordum. Ama gitmiyordu. Dünkü sahneler, söylenen her bir ağır söz, gözlerimin önünde asılı kalmıştı. Ben şimdi ne yapacaktım? Hangi yana dönsem uçurum, hangi adımı döksem ateşti. İçimdeki çaresizlik dalgası ansızın öyle bir büyüdü ki, parmaklarımın dermanı kesildi. Elimdeki bez yavaşça kayıp yere düştü. Eğilip onu almaya bile gücüm yetmedi; kollarım iki yanıma cansızca sarkıverdi. Bir an, zaman durdu sandım. Göğsümün ortasında bir taş vardı ve ben nefes alamıyordum. Başımı kaldırıp camın gerisindeki dünyaya baktım. Güneş, hiçbir şey olmamış gibi, arsızca doğuyordu. Oysa benim dünyam batmıştı. Pencereden sızan her bir ışık huzmesi, kalbimin en derinindeki o sızıyı, o dinmek bilmeyen ızdırabı saklandığı yerden çıkarıp yüzüme vuruyor gibiydi. Günün aydınlığı, benim karanlığımla alay ediyordu. İçim burkuldu, ruhum kendi üzerine kapandı. Derin bir nefes almaya çalışarak pencereyi kapattım. Dışarıdaki hayatı dışarıda bırakmak ister gibi... Yerdeki bezi alırken parmaklarımın titrediğini fark ettim. Bugün pazardı. Sözde odamı temizliyordum. Aslında yaptığım şey, etrafı dağılan hayatımın kırıntılarını bir araya getirmeye çalışmaktan ibaretti. Ama olmuyordu. Zihnim öyle bir uğultuyla doluydu ki, düşüncelerim birbirine çarpıp parçalanıyordu. Bir an, sadece bir an için acıyı hissetmemek adına düşünmeyi bile unuttuğumu, bomboş kaldığımı hissettim. Keşke hep öyle kalabilseydim. Ama izin vermediler. Selma Hanım'ın zehirli sesi kulaklarımda yeniden yankılandı: 'Sen bir kuklasın...' Bu kelimeler bir tokat gibi çarptı yüzüme. Yatağın çarşafını çekiştirirken ellerim havada asılı kaldı. Bir kukla... İpleri başkasının elinde olan, canı acısa da ağlayamayan bir oyuncak. Göğsüm ansızın daraldı, sanki odadaki bütün oksijen çekilmişti. Ellerim yavaşladı, gücüm tükendi. Göğsümün ortasındaki o görünmez çember daraldıkça daraldı, kalbimi sıkıştırdı. Nefes alamıyordum, çünkü bu evde bana ait bir nefese bile izin yoktu. Gözyaşlarım sessizce süzüldü. Hızla silmeye çalıştım ama nafile...Aşk neden bu kadar zor? Belki de asıl soru buydu. Ya da...Benim aşık olmam neden yasaktı? Arkamı döndüğümde karşımda abimi görünce zorlukla gülümsedim. Yerdeki kovayı elime alıp hızlıca gözyaşlarımı sildim. Görmemiş gibi yapmasını istedim... ama o çoktan anlamıştı. Hiçbir şey söylemeden beni kendine çekip sıkıca sarıldı. İlk başta şaşırdım. Ama sadece birkaç saniye sonra... ben de ona sarıldım. Sanki içimde tuttuğum her şey o an çözülmüş gibi, daha sıkı sardım onu. Derin nefesler alıp verirken saçlarımı nazikçe okşamaya başladı. "Özür dilerim..." dedi sesi kırılarak. "Gerçekten özür dilerim, Asena." Kalbim sıkışırken zorlukla nefes alıp verdim. "Elimden geldiğince bir şeyler yapmaya çalışıyorum... ama yaptıklarımın bedelini en ağır şekilde ödüyorum." Sesi daha da kısıldı. "Seni böyle görmek..." Bir an durdu. "Beni paramparça ediyor." Derin bir nefes alıp ondan yavaşça uzaklaştım. Göz göze geldiğimiz o kısa anın ardından dolabıma yöneldim. Çantamın içinden banka cüzdanımı çıkarıp açtım. İçindeki parayı ona uzattım. "Burada iki yüz bin dolar var," dedim sessizce. Elindekini alırken tam o sırada kapı açıldı. Aras içeri girdi. Abim hızlı bir refleksle cüzdanı cebine koyarken Aras koşarak yanımıza geldi. Yüzünde kocaman bir gülümseme vardı. Bize bakıp neşeyle gülümsedi. Tam o sırada içeriden anneannemin sesi duyuldu: "Yemek hazır!" Aras hemen ona döndü, heyecanla ellerini birbirine vurup zıplamaya başladı. "Patates ve köfte var!" dedi sevinçle. "Haydi abla, sabah da kahvaltı yapmadın!" Onun bu hali...içimdeki tüm ağırlığı bir anlığına hafifletti. Anneannem ona para verip markete gönderince, ekmek almasını söyledi. Aras hemen itiraz etmeye başladı. Ben ise bu hâlini izlerken başımı olumsuzca salladım. Onu hafifçe ittirip mutfağa doğru yönlendirdik. Ben de anneanneme yardım etmeye başladım. Tam o sırada abim gülerek yanımıza geldi. "Evin en küçüğü ekmek almaya gider," dedi eğlenceli bir tonla. "Bu, y…