33.Bölüm
Yazar: LioraSelas

Karşımda uzanan kocaman imalathaneyi görünce istemsizce ağzım açık kaldı. Burası dışarıdan göründüğünden çok daha büyüktü. İçeride yoğun bir hareket vardı; makinelerin ritmik sesleri, ustaların birbirine karışan konuşmaları ve derinin kendine has kokusu havaya sinmişti. Pamir, ustalarla konuşurken ben de sessizce aralarda dolaşmaya başladım. Her köşede ayrı bir emek vardı. Kimi deriyi kesiyor, kimi kalıba yerleştiriyor, kimisi de ince ince dikiş atıyordu. Yapılan her ayakkabı, sanki başlı başına bir sanat eseriydi. Biraz daha ilerlediğimde, en köşede tek başına çalışan birine takıldı gözüm. Adamın bir eli yoktu. Kaşlarım istemsizce yukarı kalktı. Ama yüzündeki odaklanmış ifade… eksik olan bir şeyi değil, sahip olduğu ustalığı gösteriyordu. Yavaşça yanına yaklaştım. Elindeki ayakkabıyı kalıba yerleştirmiş, dikkatle dikiyordu. Tüm hareketleri ölçülü ve sakindi. Sanki yılların verdiği alışkanlıkla, eksikliğini hissettirmeden çalışıyordu. Hepsi el emeğiydi… Yüzümde hafif bir tebessüm oluştu. Sessizce yanında durup onu izlemeye başladım. Bir süre sonra bakışları bana döndü. Gözlüğünün üzerinden bana bakarken kısa bir an durdu. Ben de nazikçe gülümsedim. "Anladığım kadarıyla buradaki en yetenekli ustalardan birisiniz…" dedim saygılı bir sesle. "Yaşınıza da hürmet ederek bir şey sormak isterim. Bu deriyi neden makine yerine elinizle işliyorsunuz? Gördüğüm kadarıyla bu ayakkabı tamamen tek tek, elde yapılmış." Sözlerim bittiğinde kısa bir sessizlik oldu. Usta, tek kaşını hafifçe kaldırdı. Ardından elindeki işe kısa bir bakış atıp dudaklarının kenarında belli belirsiz bir gülümseme oluştu. Ben de gözlerimi ayakkabıya çevirdim. Dikiş aralıkları, kullanılan kalıp… Hepsi o kadar özenliydi ki. Dikişlerin sıklığına bakılırsa… bot tarzı bir model çıkacaktı. Parmaklarım istemsizce defterimin kenarını kavradı. Bu… gerçekten ustalık işiydi. "Bence siyah bir tona en çok bordo renkler yakışır," dedim yavaşça ve sakın bir ses tonuyla. Ona bilmişlik taslayamam ama nazik ve hoşgörülü bir ses tonuyla konuşabilirim. "Ben ustamın yanında çalışırken, bana en çok uyumsuz renklerin birbirine nasıl uyum sağlayacağını öğretmişti. Ben hep ayakkabıya göre renk çıkartırdım, ama ustam… O öyle becerikliydi ki, her rengin uyumunu sağlayan ayakkabılar çıkarırdı. Rahmetli… o kadar iyi bir ustaydı ki…" Sözleri bitince, usta yavaşça ayağa kalktı. Yavaş ve ölçülü adımlarla yanıma geldi. Eliyle nazikçe yerini işaret etti. Bir an anlam veremeden ona baktım. O sırada hafifçe gülümsedi ve beni dikkatlice yerine oturttu. Önümde duran ayakkabıya bakarken, büyük bir iğneyi bana uzattı. Parmaklarımın ucunda iğnenin soğuk metali titredi. Kalbim hafif hızlandı; bu, hem heyecan verici hem de biraz korkutucuydu. "Hadi bakalım ustan seni nasıl yetiştirmiş görelim kızım. Ama zor iştir, bu kadar bilgin varsa demek ki gerçekten sen bu işte çalıştın." Acı içinde gülümsediğim de yavaşça kenarları dikmeye başladım. Aklıma eski anılar geldiğinde gözlerim doldu. Tekstilde çalışıp az dikiş dikmedim, ustamın yanında çalışıp az gecelere kadar ayakkabı yapmadık. Benim çocukluğum çalışmakla geçti. Bu yüzden sadece ilkokulu okuyup geri kalanı liseye kadar açıkta okumuştum. "Biz Tekstil'de çalışırken sahibimiz baya yaşlı bir kadındı. Bize dikiş dikmeyi o öğretmişti. Hatta zamanında Yeşilçam oyuncularının çoğunu o giydirmişti. Yanına gittiğimde 80 yaşındaydı ama hâlâ genç görünüyordu. Hayatı boyunca hiç oturmamış, çökmemişti." Dediğimde gözlerimde eskiler canlandı. Çok iyi bir kadındı, hepimizi çok sever ve sayardı. Önümde duran ayakkabıya tebessümle bakarken devam ettim. "Hepimizle tek tek ilgilenir, bizimle konuşur, sohbet ederdi. Dikişlerimizi dikerken...hâlâ hatırlarım çok eski bir plak çaları vardı. Ondan hep eski Nostajik müzikler dinlerdik ama en çok Emel Sayın dinlerdik; şarkılar eşliğinde işlerimizi bitirirdik. 26 yaşındayım ama… gerçekten kendimi yaşlı hissediyorum, be amca." Dikişi bitirdiğim sırada onun pür dikkat elime baktığını fark ettim. İğneyi kenara koyduğum da kenarları bükere…