32.Bölüm
Yazar: LioraSelas

Ortam giderek gerilmeye başladığında geri adım atmak istedim. Tam hareket edecektim ki Pamir bir anda belimden tutup beni kendine doğru çekti. Dengesizce bir adım öne savruldum. Nefesimi tutmuş olduğumu o an fark ettim. Kısa ve sıkıntılı bir nefes verdi. Ardından arkasını dönüp çantamı ve defterimi bana uzattı. Hiç vakit kaybetmeden elinden alıp eşyalarımı çantama yerleştirdim. Parmaklarım hafif titriyordu. Tam o an odadaki sessizliği bozan bir ses yükseldi. "Pamir, cevap verecek misin?" Ses sertti. Sorgulayıcı… hatta biraz da suçlayıcı. "Siz sevgili misiniz? O kız neden senin kucağında? Ne zamandan beri insanlarla bu kadar yakın temas kurmayı sever oldun?" Sözler ağırlaştıkça omuzlarım gerildi. "Üstelik bu kız sana yalan söylemiş. İş yerinde hiçbir sorun yokmuş. Gerçektek sana yalan söyleyen biriyle mi birliktesin?" Sanki herkesin bakışları bir anda üzerime çevrilmişti. Nefes almak zorlaştı. Kaşlarını çattı. Telefonunu eline alıp kısa bir bakış attıktan sonra iç cebine koydu ve tek kelime etmeden yürümeye başladı. Yağmur Hanım'ın yanından geçip gitti. Ben de peşinden gidecektim ki birden kolumdan sertçe tutulup durduruldum. İrkilerek arkamı döndüm, bakışları üzerime kilitlenmişti. "Ne o peşinden mi gideceksin şimdi de?" dedi alaycı ve kışkırıtıcı bir ses tonuyla. "Pamir'i iki günde nasıl kendine aşık edip onu sınırlarını bile çiğnetecek hale getirdin?" Sözleri içime keskin bir bıçak gibi saplandı. Kolumu tutan eli hâlâ sıkıydı. Kaçmak istesem de yerimden kıpırdayamıyordum. Kalbim hızla çarpmaya başladı. Derin bir nefes alıp verdiğim zaman sakın olmaya çalıştım. Kolumu tuttuğu yerden hızla geri çektim. Gözlerimi sertçe ona diktim. Tam bir şey söyleyecektim ki önüme biri geçti. Başımı kaldırdığımda karşımda duran iri yapılı adama baktım. Pamir şuan önümde bir koruma bariyeri gibi duruyordu. Sesi sakin ama bir o kadar keskin çıktı: "Birincisi, sen kim oluyorsunda benim hayatımda söz sahibi olduğunu sanıyorsun, sen benim hayatıma karışamazsın." Kısa bir duraksama oldu. İstem dışı koluna sarıldım ve titrek gözlerle ona baktığım da bakışları sertleşmişti. "İkincisi, onunla bu şekilde asla konuşamazsın." Sözleri ağır ağır, tane tane dökülüyordu. Sesinde öfkeden çok uyarıcı bir tını vardı. "Üçüncüsü ise…" dedi, gözleri bir anlığına bana kaydı ve ikimiz göz göze geldik. "O bana yalan söylemedi. Bu konuyu ben zaten biliyordum." Sonra tekrar karşısındakine döndü. "Başka bir sorun var mı?" O an ortamda çıt çıkmıyordu. Çok sakindi, zorla yutkundum... sandığımdan daha sakindi ve bu beni biraz ürkütüyordu. Elimden tuttuğu gibi beni çekiştirerek dışarı çıkardı. Merdivenlerden inerken Pamir'in eli hâlâ elimin üzerindeydi; sıkı, kararlı… Sanki bıraksa kaybolacakmışım gibi. Arabaya vardığımızda kapımı açtı. Kısa bir tereddütten sonra yavaşça içeri bindim. O da diğer taraftan arabaya geçti. Ali abi de yerine oturduğunda herkes hazırdı… ya da ben öyle sanmıştım. Tam camdan dışarıya bakacaktım ki yanımdaki kapı birden yeniden açıldı. Şaşkınlıkla başımı çevirip gelen kişiye baktım. Yağmur Hanım önce beni ardından da Pamir'i süzdü. Sözleri gayet rahattı, sanki yaptığı şey son derece normalmiş gibi: "Arabamla gelmedim. Seninle birlikte iş yerine gideriz diye düşündüm." Kısa bir duraksama oldu, sonra hafifçe ve küstah bir şekilde gülümsedi. "Ama belli ki senin başka planların var." Bakışları üzerimde gezindi. İstem dışı rahatsız olmuştum. "Doğum günün yaklaşıyor diye ilk hediyeni ben vermek istedim." Bir adım daha yaklaşıp yavaşça eğildiği zaman gögüs dekoltesi o kadar belli oluyordu ki biraz daha eğilirse herşeyi belli olacaktı... "Şimdi izin verirsen yanına oturayım." Ardından başını hafifçe bana yaklaştırdı: "Sen asistansın… öne bin." 'Seninle hiç uğraşamam…' diye içimden homurdanarak arabadan indim. Gözlerimi devirip ön koltuğa geçip oturduğum anda Yağmur Hanım hiç tereddüt etmeden benim yerime geçti. Kaşlarımı çatarak tam ona bir şey söyleyecektim ki... Pamir aniden kapısını sertçe açıp hızlıca arabadan indi. Aynı anda Ali abi de kapıyı açınca i…