22.Bölüm
Yazar: LioraSelas

Küvette uzanmış, köpüklerle oynuyordum. Başımı geriye yasladığımda istemsizce gülümsedim. Deniz Hanım'ın yanından geldikten sonra bir türlü uyuyamamıştım; işe gitmeden önce banyo yapmak iyi gelmişti. Saat neredeyse gece üçtü. Evdekiler çoktan uyumuştu, ben ise sessizce banyodaydım. Bugün Pamir Bey'in yanına gidecektim, bunu düşünmek içimi sıkıyordu. Derin bir nefes alıp ayağa kalktım, hafif bir müzik açtım ve tekrar küvete oturdum. Gözlerimi kapatıp kendimi suya bıraktım. Dünden beri doğru düzgün bir şey yememiştim. Deniz Hanım'la içki içerken de midem boştu; bu yüzden alkol beni fena çarpmıştı. Eve gelene kadar zorlandım. Neyse ki sonunda vardım ve doğruca banyoya girdim. Uzun süredir de buradaydım. "Hadi Asena, anca hazırlanırsın..." diye mırıldanarak dizlerimden destek alıp ayağa kalktım ve hızlıca duşa yöneldim. Kısa bir duş alıp çıktım. Aynanın karşısına geçip çekmeceyi açtım, içinden birkaç parça çıkardım. Tam hazırlanırken telefonum titredi. Şaşkınlıkla ekrana bakıp yüzüme maskeyi yerleştirirken mesajı açtım. [Mesaj - Selma Hanım] {Asena, bu sefer düzgün bir kıyafet giy. Bugün lansman var ve ayakkabı tanıtılacak. Direkt oraya geçeceksin. O yüzden hem şık hem de biraz gösterişli bir şeyler giy. Sözümün üzerine söz söylemeyi özellikle de bana karşı çıkmayı bırak!} Gözlerimi devirdim ve derin bir nefes aldım. Bu kadın bir gün beni gerçekten delirtecekti. Yemiyor, içmiyor; beni düzeltmek için elinden gelen her şeyi yapıyordu. Havluya sarılı hâlde dışarı çıktım ve kendimi yatağa bıraktım. Gözlerimi kapatıp ellerimi geriye doğru yasladım. Tam o anda gelen mesajla yeniden gözlerimi açtım. [Mesaj= Selma Hanım] {Asena, dikkatli ol. Yağmur gözünü senin üstüne dikmiş. Pamir'e biraz göz kulak ol, bu kadının sağı solu belli olmaz. Birkaç gün sonra yurt dışına gideceksiniz. Kore'de büyük bir defile var. Pamir şu an tamamen ona odaklandığı için herkese mesafeli davranıyor. Ona yakın olmayı sakın unutma...} Sıkıntıyla nefes verip ayağa kalktım. Abimin borcu olmasaydı, bu saçma sapan oyuna bir saniye bile katlanmazdım. İçinde bulunduğum durum ne kadar da anlamsızdı. Saate baktım; dörde geliyordu. Kalk Asena, dedim kendi kendime, ancak yetişirsin. Ne giyecektim? Birilerini memnun etmem gerekiyordu, evet... ama bu, kendimden vazgeçeceğim anlamına gelmiyordu. Düzgün bir kıyafet giyecektim. Ama kuralları ben koyacaktım. Ve bu oyunu da ben yönetecektim. Bu yüzden bugün biriyle güzel bir oyun oynamam gerekiyordu. Lansman olduğunu bilmiyordum; çünkü bana böyle bir bilgi verilmemişti. Bu şirkette arkamdan çok fazla şey döndüğünün farkındaydım. Beni bitirmek için herşeyi yapıyorlar. Ama umurumda mıydı? Hayır... Birkaç ay sonra çekip gideceğim bir iş yeri için bu kadar ter dökmenin bir anlamı yoktu. Eğer Yağmur Hanım oyun istiyorsa... oynayalım. Dolabı açıp içinden uygun birkaç parça seçtim ve yatağın üzerine bıraktım. Ardından banyoya geri döndüm. Çekmeceyi açıp yüzümdeki maskeyi çıkardım, birkaç bakım losyonu sürdüm. Sonra sıra kremlerime geldi. Kremi yavaşça bembeyaz tenime yayarken aynadan kendime baktım. Kusursuz bir ten rengim olduğunu o an bir kez daha fark ettim. Bazen beni rahatsız etse de, nedense etrafımdaki herkes bu renge hayrandı. Biraz fazla beyazdım, tıpkı albino hastaları gibi... Sıkıntılı bir nefes alıp hızla üzerimi değiştirdim. Aynanın karşısına geçip makyajımı yaptım, parfümümü sıktım. Gerekli takıları da taktıktan sonra hazırdım. Aynadan kendime baktım. Vücuduma kusursuzca oturan, ince kumaşı ve siyah tonlardaydı. Göğüs kısmındaki yarı transparan detay, bakışları kesinlikle üzerime toplayacak gibi hissediyorum. Belime doğru inen çapraz şeritler elbiseyi keskin ve etkileyici gösteriyordu. Elbisenin kısa kesimlerine bayılmıştım. Omzumdan sarkan küçük zincir askılı çantayı gelişigüzel düzelttim, birde onunla uğraşamam... Uzun, koyu dalgalı saçlarımı omuzlarımdan aşağıya doğru hafifçe elimle taradım. Makyajıma bakıp hafifçe dudağımın kenarını işaret parmağımla sildim. Aynada makyajımı incelediğimizde hayran oldum. Ahh mükemmel…