20.Bölüm
Yazar: LioraSelas

Dışarı çıktığım anda yan odaya geçtim ve karşımdaki dolapları görünce neredeyse dilimi yutacaktım. Burası dolap falan değildi; resmen bir giysi mağazası. Hem de benim şu an kaldığım evle yarışacak büyüklükte... Bu kadın kimdi bilmiyorum ama bildiğim tek bir şey vardı: Sandığımdan bile zengindi. Hatta belki… Pamir Bey'den bile. Bu düşünceyle yutkundum. Dolap kapaklarını yavaşça açtım. İçeridekileri gördüğüm an ağzım açık kaldı. Her renkten, her tarzdan kıyafet… Bazıları zarif, bazıları iddialı, bazılarıysa 'ben buradayım' diye bağırıyordu. Hatta öyle derin dekolteliler vardı ki, bir an hangisine dokunmaya cesaret edebileceğimi bile bilemedim. Belli ki bu odada kıyafetler değil, özgüven asılıydı. Gardıropta kapalı tek bir parça bile yoktu. Ciddi ciddi merak etmeye başladım: Bu kadın gerçekten hep böyle mi giyiniyordu, yoksa 'mütavazi' kelimesi hayatından tamamen mi çıkarılmıştı? Ne yapacağımı bilemeden etrafa bakınırken kapı birden tıklandı. Daha tepki veremeden açıldı ve içeri giren kişiyle göz göze geldik. "Hayatım, neden hâlâ giyinmedin?" dedi gayet rahat bir tonla. Ardından beni baştan aşağı süzdü. "Zaten bayağı zayıfsın. Kıyafetlerimin sana olmaması gibi bir ihtimal yok." Olduğum yerde kala kaldım. Anlaşılan burada sadece kıyafet seçmek değil, hayatta kalmak da ayrı bir yetenekti. Ama ben bu kıyafetleri giyemezdim ki... Ne buna uygun bir fiziğim vardı ne de bu kıyafetleri taşıyabilecek kadar mükemmel bir vücudum. Gözlerini devirip gardırobu açtı ve içinden bana birkaç kıyafet çıkardı. "Kusura bakma hayatım, ama en kapalı parçalarım maalesef bunlar. Hadi, hemen giyin, manken seçimi var. Ahhh, bir sürü iş!" Dışarı çıktığında benim için kenara bıraktığı kıyafeti yavaşça açıp inceledim. Zorlukla yutkundum; gördüğüm parçayla daha önceki göz zevkime çarpan renkli ve derin dekolteli kıyafetler arasında dağlar kadar fark vardı. En azından bunlar biraz daha kapalıydı ve göz yormuyordu.  Siyah, tek omuzlu bir üst var. Üst kısmı asimetrik; bir omuz tamamen açıkken diğer tarafta uzun ve dar bir kol bulunuyordu. Üst ile etek arasında küçük bir bel açıklığı var; bu da kıyafete modern ve iddialı bir görünüm katıyordu. Alt kısmında siyah mini etek bulunuyor. Etek vücuda oturan bir model ve üzerinde büzgü detayları var; bu büzgüler eteğin dokulu görünmesini sağlıyordu ve üzerinde çok güzel durdu. Kıyafeti dikkatlice giyip aynadan kendime baktım. Aslında oldukça yakışmıştı, ama ince ve zayıf yapım nedeniyle genellikle elbise giymeyi tercih eden biri değildim. Üstelik açık tonlu tenim yüzünden insanlar çoğu zaman bana tuhaf bakıyordu. Derin bir nefes alıp verdikten sonra arkamı döndüm ve dışarı çıktım. İçeride Selma Hanım ile bir an durakladım; Deniz Hanım bir yandan isyan ederek bağırıyor, bir yandan da onu sakinleştirmeye çalışıyordu. "Senin o kokuşmuş yeğenin yaptığı tek şey tasarım yapmak!" dedi öfkeyle. "Ama bir kez bile gelip bana tasarımlarını göstermediği için manken ayarlayamıyorum. Ayakkabıya uyan bir model yok! Öyle bir tasarım yapmış ki, ayakkabıya uygun tek bir manken yok, tek bir manken...Bak, o yeğenini yolarım ben!" Deniz Hanım koltukta zıplayarak isyan ediyordu. Haklıydı, tasarım gerçekten de mükemmeldi; ama kabul ediyordum ki, kolay kolay her mankenin taşıyabileceği bir ayakkabı değildi. Bu öylesine eşsiz bir tasarımdı ki, ben bile ilk gördüğümde gerçek olup olmadığına inanmakta zorlanmıştım. O kadar kusursuz, o kadar mükemmeldi ki gözlerime inanamamıştım. Tıpkı kendisi gibi... "Bakın, bir gün çıldırırsam bilin ki sebebi Pamir olacak. Ay, bana bir şeyler oluyor… galiba ölüyorum. Asena, balım, beni iyi hatırla… elveda!" Kendini aniden koltuğa bırakmasıyla panik içinde yanına koştuk. Tam o sırada telefonu çaldı ve sinirle fırlayıp ayağa kalktı. "2 dakika adamı bayıltmıyorlar! Ne istiyor bu kokuşmuş işyerindekiler?" Telefonu ona doğru uzattığımızda Selma Hanım sıkıntılı bir nefes verip kendini koltuğa bıraktı. Ben de panik içinde etrafı toplamaya başladım. Gerçekten hepsi ayrı birer manyaktı; etrafta tek bir normal insan yokt…