Kader'in İnce İpliği

17.Bölüm

Yazar:

Kader'in İnce İpliği - LioraSelas kitap kapağı
Kader'in İnce İpliği kitap kapağı

Kısa yolları kullanarak şirkete adeta uçarak vardık. Arabadan inecekken Deniz Hanım elini uzatıp kutuyu benden aldı. "Asena, iki dakika ver bebeğim. Şu manken işini hâlâ çözemedim. Birini buldum, ayakkabıyla uyuşuyor mu bakacağım. Bir şey olursa sorumluluk bende, merak etme balım." İçimdeki huzursuzluk büyüse de itiraz edemedim. Ne de olsa o da benim patronumdu ve onun da sözünü dinlemek zorundayım. Kutuyu ona bıraktım ve arabadan indim. Topuk seslerim koridorda yankılanırken kalbim hızlanıyordu. Tam beş dakika gecikmiştik. Ve bu beş dakika bana birazdan çok büyük bir cehennem ve ızdırap yaşatacaktı. Telefonuma baktığımda Pamir Bey'den gelen on cevapsız arama ekranı dolduruyordu. Sayısız gelen mesajlara bakamadım bile son arayanlardan tekrardan onu aradım. Açtığında sesi sakindi… fazlasıyla sakindi. Sadece hızlı bir şekilde gelmemi söyledi. Durumu anlatmaya çalıştım ama cümlelerim yarım kaldı. Dinlemiyordu. Sessizliği bile tehditkârdı. Daha ilk iş günümde, Pamir Sancakoğlları'nın sabrını tüketmiştim. Aferin bana Asena! Ne kadar sinirli ve aksi bir adamdı. Onun dünyasında her şey aynı dakika, hatta aynı saniye içinde olmak zorundaydı. İşten kovulmazsam iyiyim, diye geçirdim içimden. Eğer atılırsam da Selma Hanım hayatta beni yaşatmazdı. Asansöre vardığım anda panikle tuşlara art arda bastım, gelmesi için adeta yalvardım. Arkamdan gelen Deniz Hanım ise fazlasıyla rahattı. Onun bu umursamaz hâli beni daha da gerdi. "Ayy deli kız, sakin ol. Pamir insan yemiyor, neden bu kadar panik yaptın? Alt tarafı biraz geciktik o da annesinin karnında nasıl dokuz ay kalmış hâlâ anlamış değilim." dedi gülerek. Onun için söylemesi kolaydı. Sonuçta holdingin ortaklarından biriydi. Pamir Bey'in öfkesinden korkmak zorunda olmayan nadir insanlardandı. Benim içinse bu, ilk iş günümde hayatta kalma mücadelesiydi. Asansör kapıları açıldığında ikimiz birlikte içeri girdik. Deniz Hanım, koluna taktığı leopar desenli çantasını aynaya bakarak özenle düzeltti. Hafifçe saçlarını da düzelttiği sırada gözlerini kırpışyırıp aynadan kendine gülümsedi. Bu kadın gerçekten kendine aşıktı. Kısa bir süre sonra bana döndü; göz göze geldik. Asansör yeniden açıldığında bu kez ağır ve kendinden emin adımlarla dışarı çıktı. "Ben lavaboya gidiyorum, sen de benimle geliyorsun," dedi. "Sonra ikimiz birlikte Pamir’'n yanına geçeriz. Hem senin de lavabo ihtiyacın var gibi duruyor, tatlım." Yüzümü istemsizce buruştururken başımı belli belirsiz salladım. Aslında gerçekten acil bir şekilde lavaboya gitmem gerekiyordu. Ama bir yandan da aklım tamamen elimdeki kutudaydı. Bu ayakkabıyı bir an önce Pamir Bey'e teslim etmeliydim. Çünkü onun sabrı, benim kontrolümden çok daha zayıftı. Kolumdan tutar tutmaz yan taraftaki lavaboya girdik. Elimdeki kutuyu nereye bırakacağımı bilemez hâlde etrafa bakınırken Deniz Hanım, hiç tereddüt etmeden kutuyu tezgâhın üzerine koydu. Arkasını dönüp kabinlerden birine girdiğinde ben hâlâ kutuya kilitlenmiş durumdaydım. Kutu ile birlikte kabine girmem imkânsızdı. O sırada içeri giren birkaç çalışanla göz göze geldim. Hızlıca yanlarına yaklaşıp, kutuya göz kulak olmalarını rica ettim. Neyse ki kabul ettiler. Ben de vakit kaybetmeden kabine girip işimi hallettim ve hemen dışarı çıktım. Deniz Hanım, aynanın karşısında dudaklarına ruj sürmekle meşguldü. Ellerimi yıkayıp kuruladım, ardından tezgâhtaki kutuyu aldım. Deniz Hanım arkamdan sesleniyordu ama duramazdım. Zaten fazlasıyla gecikmiştim... Asansöre kartımı okutup yukarı çıkmaya başladığım an kalbim göğsümü yumrukluyordu. Sırtımı metal duvara yasladım, nefesim düzensizdi. Ayağım sinirli sinirli zemine vururken kapılar ağır çekimde açıldı. O an zamanla yarıştığımı hissettim. Kapılar açılır açılmaz kendimi koridora attım ve karşımdaki odaya neredeyse kapıyı çarparak girdim. İçeride Yağmur Hanım ve asistanı vardı. Oda sessizdi… rahatsız edici bir sessizlik. Nefes nefese masaya doğru yürüyüp kutuyu önlerine bıraktım. Özür dileyecektim ki Yağmur Hanım’ın bakışları üzerime çivilendi. "On beş dakika," dedi soğ…

Bölümün tamamını WritePad'de oku