11.Bölüm
Yazar: LioraSelas

Yerimde huzursuzca kıpırdandım. Salondaki renk cümbüşünün ortasında, baştan ayağa siyahlar içindeki tek kişi bendim. Sanki yanlış bir sahneye düşmüş gibiydim; fazlalık, uyumsuz, fazla ciddi... Bakışlar üzerimdeydi. Kimi merakla süzüyor, kimi fısıldaşıp gülüyordu. Gülüşlerin bana ait olmadığını biliyordum ama yine de insanın içine işleyen cinsten bakışlardı... Hemen yanımda oturan kadınsa benden beterdi. Bacakları durmaksızın sallanıyor, parmakları çantasının fermuarıyla oynuyordu. Panik, bedenine yerleşmişti adeta. İçgüdüsel bir refleksle öne eğildim, masadaki şişeden bir bardak su alıp ona uzattım. "Su iyi gelir..." dedim, sesimi olabildiğince yumuşak tutarak. Bakışları beni bulduğunda bir an duraksadı. Sanki birinin ona gerçekten dokunduğunu, onu fark ettiğini ilk kez hissediyormuş gibi baktı. Sonra bardağı aldı, dudaklarını hafifçe ıslattı. "Teşekkür ederim," dedi kısık bir sesle. "Çok gerildim." Başımı anlayışla salladım. "Belli oluyor," dedim hafif bir gülümsemeyle. "Ama merak etme... herkes sandığından daha az hazır. Hem duyduğum kadarıyla burada asla haksızlık yapılmaz. Jürilerde bir o kadar iyi olduklarını duydum." Dediğim de bana umutla baktı ama ben birazcık sakinleşmesi için pembe yalan söylemiştim. "Yani komşumun yalancısıyım neticede ama rahat bir nüfus alıp ver ve eminim iyi geçecek." Bu sözlerim onu biraz rahatlattı mı bilmiyorum ama omuzları az da olsa gevşedi. Ben ise yeniden önüme döndüm. Kalbim hâlâ göğsümü zorluyordu. Siyah fazla mı kaçtı? Yoksa ben mi buraya fazla geldim? Tam bu düşüncelerle boğuşurken, salonun kapısında bir hareketlenme oldu. Konuşmalar yavaş yavaş azaldı, gülüşler kesildi. İçime tarif edemediğim bir his çöktü. Nedense... bir şeylerin birazdan değişeceğini hissettim. Bana döndü ve bir an göz göze geldik. Gözlerin'de gördüğüm panikle ona sadece gülümsedim. Kendisi de bana tatlı tatlı gülümsedim. O an fark ettim; aslında ne kadar da güzel bir kadındı. Üzerindeki kırmızı çiçekli elbise tenine çok yakışıyordu, saçlarındaki kırmızı saç bandıysa ona tatlı, sıcak bir hava katıyordu. Yüzünde abartıdan uzak, hafif tonlarda bir makyaj vardı. 'En azından benim gibi cenazeye gider gibi giyinmemiş, diye geçirdim içimden istemsizce...' Bardağı dudaklarına götürüp birkaç yudum aldığında ben önüme döndüm. Ellerimdeki özgeçmişe baktım; sanki kâğıt değil de başarısızlığımın yazılı bir kanıtını tutuyordum. Gerçekten asla bu işe alınmayacağım, diye düşündüm. Herkes o kadar profesyonel, o kadar kendinden emindi ki... Konuşmalarını dinledikçe içim biraz daha sıkışıyordu. Ben daha ağzımı açmadan kaybetmiştim sanki; kelimelerim, duruşum, hatta nefes alışım bile yetersizdi. Tam bu düşüncelerle boğulurken yanımdaki kadın hafifçe ayağa kalktı. Elindeki dosyayı bana doğru uzattı. "Acaba rica etsem," dedi çekingen bir sesle, "Bu dosya sizde kalsa... ben bir lavaboya kadar gidip gelsem?" Bir an irkildim. Dosyaya, sonra ona baktım. "Tabii," dedim hemen, dosyayı iki elimle alırken. "Hiç sorun değil." Rahatlamış gibi gülümsedi. "Çok teşekkür ederim," dedi ve aceleyle uzaklaştı. Elimde artık iki dosya vardı: biri benim, biri yabancı ama sorumluluğu bana ait. Dosyayı kucağıma koyup düzeltirken istemsizce kapağına gözüm takıldı. İsim, okul, sertifikalar... Vay be, dedim içimden, benimkinden bin kat daha dolu. Dosyayı hemen kapattım. Başkasının hayatına bakmak bana düşmezdi. Zaten kendi hayatım yeterince ağır geliyordu. Derin bir nefes alıp sırtımı sandalyeye yasladım. Şaşkınlıkla karşıma bakarken neredeyse küçük dilimi yutacaktım. Bunlar beni değil geçmek beni sollayıp pistte yok ederler. Benim hiç şansım yok ki... Boşuna geldim, kesinlikle bittim. Başımı eğdiğim de üzgün bir şekilde önüme baktım. Kesin bu olay yüzünden Selma Hanım bana çok kızacaktı. "Evet arkadaşlar hepiniz hoşgeldiniz. Sırayla alıma başlayacağız öncelikle Zeynep Burcu burada mı? Lütfen kendisi içeriye geçsin." Herkes birbirine bakarken ben ne olduğunu anlamaya çalışarak etrafa bakıyordum. Tam o sırada kucağımdaki dosyaya gözüm takıldı. Zeynep Burcu... İ…