8.Bölüm
Yazar: LioraSelas

Yemek hazırlarken elim istemsiz bir şekilde yavaşladı. Sabah yaşananlar, keskin bir koku gibi zihnime doldu. Aradan tam sekiz yıl geçmişti ama bazı anlar vardı ki zaman onları eskitmiyordu. Üzerinden ne kadar geçerse geçsin, insanın içine aynı ağırlıkla çöküyordu. Şu anki hayatım…Ne kadar da saçma bir yoldan akıyordu. Keşke… Keşke sekiz yıl öncesine dönebilseydim. Elimdeki bıçağı tezgâha bıraktım. Derin bir nefes aldım. Peki Asena, geri dönebilseydin ne yapardın? Kararın yine aynı mı olurdu… yoksa o okula gider miydin? Cevap dudaklarımda asılı kaldı. Çünkü cevabı ben bile bilmiyordum. Hayat, keşkelerle yaşanmıyordu. Ne kadar istesen de, ne kadar pişman olsan da geçmiş geri gelmiyordu. O kararlar verilmişti. Yollar çizilmişti. Ve ben, geçmişe dönüp onları değiştirecek biri değildim. O yüzden hayal kurmayı bıraktım. Geçmişte yaşamıyorum. Orada takılı kalmak sadece beni yavaşlatırdı. Şimdi önümde bir hayat vardı. Ne kadar karmaşık, ne kadar zor, ne kadar yanlış olursa olsun…İleriye bakmaktan başka çarem yoktu. Derin bir nefes alıp verdim fakat o an sanki evin duvarlarının üstüme üstüme geldiğini hissettim. Hava daraldı, göğsüm sıkıştı. Biraz dışarı çıkmam ve temiz hava almam gerekiyordu; yoksa bu ağırlık beni boğacaktı. Odama girip üzerimi değiştirdim. Sessizce kapıya yöneldim. Salonda bizimkiler televizyon izliyordu. Kahkahaları koridora kadar taşıyordu. Onlar mutluysa ben de mutluydum… en azından öyle olmalıydım. Ama içimde bambaşka bir şey vardı. Bedenim yorgundu, ruhum daha da fazla. Dayanacak gücüm kalmamıştı. Kendimi, dünya ile arasındaki tüm bağları kopmuş, sadece nefes alıp vermeyi alışkanlık hâline getirmiş biri gibi hissediyordum. Yaşıyordum ama sanki bir köşede sessizce…Ölmeyi bekliyordum. Kapının koluna uzandım. Belki birkaç adım atmak, bu ağırlığı biraz olsun hafifletirdi. Aşağı indiğimde adımlarım beni yine koşu yoluna getirdi. Rastgele bir banka oturup etrafı izlemeye başladım. İnsanlar gelip geçiyor, hayat bir şekilde akıyordu ama benim içimde bin bir düşünce vardı ve hiçbiri susmak bilmiyordu. Böyle devam ederse, diye geçirdim içimden, insanı ruh ve sinir hastalıklarına bağlar bu hâl. Derin bir nefes alıp verdim. Sonra başımı geriye yaslayıp gökyüzüne baktım. Yıldızlarla dolu bir geceydi. O manzarayı görünce istemsizce gülümsedim. Dudaklarımı birbirine bastırdım ama bu sefer gülümseme uzun sürmedi. Gözlerim doldu, ardından yaşlar sessizce yanaklarımdan süzüldü. Titrek bir nefes verdim. Ağlamıyordum aslında… Sadece içimde birikenleri, biraz olsun dışarı bırakıyordum. Zorlukla yutkundum. Başımı hafifçe kaldırıp boşluğa baktım. Ben daha aynaya bakarken kendime tahammül edemezken, koskoca bir milyarder… dünyanın saygıyla andığı bir adam bana mı âşık olacaktı? İçimde acı bir gülümseme kıpırdadı. Ya başaramazsam? O zaman sadece kalbim değil, hayatım da paramparça olacaktı. Selma Hanım'a ödemem gereken yüklü bir tazminat, üzerime kapanacak kapılar, daha da ağırlaşacak sorumluluklar… Hepsi üst üste biniyordu. Her şey o kadar karışıktı ki… Ne yapmam gerektiğine dair en ufak bir fikrim yoktu. Hangi adımı atsam yanlış gibi geliyordu. Düşüncelerim birbirine dolaşıyor, içimdeki sesler susmak bilmiyordu. Gökyüzüne bir kez daha baktım. Keşke dedim içimden, hayat bu kadar zor olmak zorunda olmasaydı. Ama biliyordum… Bu yoldan artık geri dönüş yoktu. Sinirle saçlarımı dağıtıp ceketi kenara fırlattığımda içimdeki düğüm daha da sıkıldı. Dirseklerimi dizlerime dayayıp yüzümü avuçlarımın arasına aldım. Nefes almak bile zor geliyordu. Boğuluyordum… Hem de sessizce. Sanki bitmeyen bir kâbusun içindeydim; uyanmak için çırpınıyor, ama sesimi duyan olmuyordu. Tam o anda… "Galiba uyku tutmayan tek kişi ben değilim." Bu tanıdık sesle istemsizce gülümsedim. Başımı kaldırıp ona baktığımda, birkaç adım ötemde duruyordu. Ne çok yakındı ne de rahatsız edecek kadar uzak. Sanki tam olması gerektiği yerde. Bakışlarım onun yüzünde gezinirken omuzlarımdaki yük bir anlığına hafifledi. Konuşmadım. Zaten konuşacak hâlim de yoktu. Yanına biraz daha soku…