8.BÖLÜM-ANLAŞMAZLIKLAR
Yazar: Lucerow

Bölüm atasım hiç gelmiyor! Yorumlar, oy çok az😔 İyi okumalar luc . İLKİN SAYAR DEMİR "Senin yüzüğün nerede gerçekten?" Kaşlarım hafifçe çatıldı. "Ne?" Ses tonunda belirgin bir kızgınlık yoktu ama kelimelerini öylesine ölçerek söylüyordu ki bunun basit bir soru olmadığını anlamak zor değildi. Sanki karşısında cevap vermek zorunda olduğum biri varmış gibi hesap soruyordu. Bakışlarım istemsizce ellerine kaydı. "Sen de takmıyorsun ki." Sarp, söylediklerim üzerine kendi ellerine baktı. Dudaklarının bir kenarı belli belirsiz kıvrıldı. "Benimki boynumda." Elini göğsüne götürüp yakasının altından ince zinciri çıkardı. Zincirin ucunda sallanan yüzüğü gördüğüm anda birkaç saniyeliğine sustum. Bizim nişan yüzüğümüzdü. Nişan yüzüklerimizi ve tek taşımı, hastanede üzerimizden çıkan eşyaları geri verdiklerinde ilk kez görmüştüm. Benimkiler ise hâlâ evde, yatağın yanındaki komodinin üzerinde duran şeffaf poşetin içindeydi. Hemşire onları bana teslim etmişti. Sarp ise kendi yüzüğünü boynunda taşıyordu. Gerçekten yanında tutmuştu. Üstelik yalnızca bir yere koymakla kalmamış, zincire geçirip boynuna asmıştı. Şaşkınlığımı gizleyemeden ona bakıtordum. Sarp bakışlarımı yakalayınca yüzüğü yeniden gömleğinin altına bıraktı. Ardından bana kısa bir göz kırptı. "E senin bahanen ne bakalım?" Omuzlarımı hafifçe kaldırıp indirdim. "Kendimi evli gibi hissetmiyorum." Yüzündeki ifade bir anda değişti. Az önceki hafif gülümsemeden geriye hiçbir şey kalmadı. Çenesindeki kasın gerildiğini gördüm. "Ne demek bu?" "Ne duyduysan onu dedim." Tam o sırada asansör birinci katta durdu ve kapıları açıldı. Koridor sessizdi. İçeri girmek için bekleyen kimse yoktu ama ikimiz de birkaç saniye boyunca yerimizden kıpırdamadık. Sarp'ın bakışları hâlâ üzerimdeydi. "Yani?" "Yani..." Bakışlarımı onunkilere çevirdim. "Evli olduğumu bir hastane odasında öğrendim." Söylediklerimin ağırlığı ikimizin arasında asılı kaldı. "Hiçbir şey hatırlamıyorum. Birkaç gündür eşim olduğunu öğrendiğim adamla aynı evdeyim. Aynı odalara giriyor, aynı sofraya oturuyor, aynı hayatın içinde yürümeye çalışıyorum." Bir an durdum. "Ve ikimiz de birbirimizi yeniden tanıyoruz." Sarp'ın gözlerindeki sertlik kaybolmamıştı. Yalnızca yerini daha derin, daha anlaşılmaz bir ifadeye bırakmıştı. "Üstelik..." dedim, bakışlarımı boynuna indirerek. "Sen de evli gibi hissetmiyorsun ki. Yüzüğünü parmağına değil, bir zincire asmışsın." Sarp birkaç saniye boyunca hiçbir şey söylemedi. Sonra bakışlarını asansörün kapanan kapılarına çevirdi. "Bunun seni rahatsız ettiğini bilmiyordum." "Rahatsız etmiyor.” "Emin misin?" "Evet." Beni etmiyordu ama anlaşılan onu ediyordu. Sarp derin bir nefes aldı. "Tamam. Dediklerimi unut ama eve gidince yüzüklerini takarsan sevinirim." İstemeden dudaklarımın arasından küçük bir kıkırtı kaçtı. "Üzgünüm, takmak istemiyorum." Sarp'ın sınırına gelmiş olmalıyım. Kulakları kızardı. Elini yüzünde gezdirip derin bir nefes aldı. "Kavga mı etmek istiyorsun?" Açılan asansör kapısından çıkarak otoparka doğru ilerledim. Arabamızı uzaktan gördüğümde adımlarımı hızlandırdım. "Hayır." "Öyle davranmıyorsun ama." "Çünkü..." Birkaç adım daha attıktan sonra durup ona döndüm. "Gerçekten sana bir şey hissedene kadar o yüzükleri takmak istemiyorum." Sarp'ın yüzündeki ifade bir anda değişti. Şaşkınlık, kırgınlık ve öfke. Hepsi birkaç saniyeliğine yüzünden geçip gitti. Bana bakarken ne söylemesi gerektiğini bilmiyor gibiydi. Ben ise söylediğim şeyden pişman değildim. Doğru olanı yapıyordum. Değil mi? Saçmalıyorsun tabi ki doğru. Yani sanırım. "Doğruyum." dedim kendi kendime fısıldar gibi. Sarp kaşlarını çattı. "Ne?" Başımı iki yana salladım. "Bir şey yok." Sonra arabaya doğru yeniden yürümeye başladım. "Erken hareket etmek istemiyorum sadece." Bu kez cevap vermedi. Ümit Abi bizi görür görmez araçtan indi ve arka kapıyı açtı. Sarp eliyle kapıyı işaret etti. "Sen geç." Bir an tereddüt ettikten sonra araca bindim. Sarp ilk defa ön koltuğa oturdu. Ümit abinin yanına. Buna Ümit abide şaşırmış olmalı ki yerine geçtikten s…