5.BÖLÜM-KÜÇÜK ADIMLAR
Yazar: Lucerow

Seeellammm! Sizce bu bölüm neler olacak??🙂↔️ Bol bol yorum yapmayı ve ⭐️' a basmayı unutmayın🫰🏻 luc. İLKİN SAYAR DEMİR İnsan, kendini yeniden tanımaya çalışırken en çok günlük hayatın içinde zorlanıyormuş. Çünkü hatırlamaya çalıştığın şey büyük anılar değil; hiç düşünmeden yaptığın küçücük alışkanlıklardı. Elinin hangi rafa uzandığı, hangi markayı seçtiği, neyi sevip neyi sevmediği... Belki de insanın kim olduğunu en çok onlar anlatıyordu. Elimden bir anda çekilen makarna paketiyle kendime geldim. Sarp, makarnayı market arabasına atmıştı. Hissettiğim şeyin ne olduğunu anlayamamıştım. "İlkin, hatırlamak için kendini zorlama. Bak, şu an bu makarnaya dokununca bile bir şey hissettin. Doktor ne demişti? Bunlar yavaş yavaş olacak." "Biliyorum ama hatırlamamak artık yavaş yavaş sinirlerimi bozmaya başladı." Az önce aldığım makarnanın farklı çeşitlerinden birkaç tane daha alıp market arabasına koydum. Sarp, şaşkınlıkla bana baktı. "Bu markanın güzel olduğuna emin misin? Ben olsam şunu alırdım." Diğer raftaki kırmızı paketi gösterdi. Başımı iki yana salladım. "Bu markanın üretimi daha sağlıklı." Arabayı Sarp sürerken ben de bakliyatları yerleştiriyordum. "Nereden biliyorsun?" Ona ters bir bakış attım. "Ben şefim, hatırlarsan Sarp. Bir zahmet bunları hatırlayayım." Söylediklerim ona mantıklı gelmiş olmalı ki bir şey söylemedi. Meyve ve sebze reyonuna geldiğimizde Sarp'ın beni izlediğini fark ettim. "Eve gidince ne yiyeceğiz?" Bir süre düşündüm ama aklıma ilk gelen şeu lazanya oldu. Hastane yemeklerinden sonra çok iyi giderdi. "Lazanya sever misin?" Bana uzaylı görmüş gibi bakmaya başladı. Elmaları poşete atarken, "Ne?" dedim şaşkınlıkla. "Niye öyle bakıyorsun?" "Lazanyayı hiç sevmem." Elmaları seçen elim havada kaldı. "Gerçekten mi? O zaman ne yemek istersin?" Elini çenesine götürüp düşünüyormuş gibi yaptı. Sonra seçtiği elmaları benim poşetime attı. "Şaka yapmıştım. Lazanya sevmeyen insan, insan mıdır?" "Abart!" Gülmeye başladığı sırada poşete attığı elmalara baktım. Bir tane daha atacakken poşetin ağzını kapattım. "Bunları gözün kapalı mı seçiyorsun?" "Ne?" Şaşkınlıkla poşete baktı. "Ne varmış elmalarda?" Poşete koyduğu elmaları tek tek çıkarmaya başladım. "Yumuşacıklar. Büyük ihtimalle içleri de çürüktür bunların." "Saçmalama." dedi, elindeki elmayı çevirip bana gösterirken. "Bildiğin elma işte. Seninkilerle aynı." Elmayı elinden alıp avucumda tarttım. Başparmağımı hafifçe kabuğuna bastırdım. "İşte sorun da bu." "Nesi sorun?" "Bak." Başparmağımı bastırdığım yerde hafif bir çöküntü oluştu. Elmayı ona doğru uzattım. "Gördün mü?" Kaşlarını çatarak aynı yere bastırdı. Bu kez o da hissedince yüzündeki emin ifade yavaşça dağıldı. "Tamam." dedi istemsizce. "Biraz yumuşakmış." "Biraz değil. Muhtemelen içi kararmaya başlamıştır." Şaşkınlıkla bana baktı. "Bunu gerçekten anlayabilmeni sorgulamıyorum artık." Poşeti elimden alıp ağzını bağladı, ardından market arabasına bıraktı. O andan sonra meyve ve sebze seçimlerime hiç karışmadı. Elinde açık tuttuğu poşetle yanımda dolaşıyor, ben seçtikçe uzatıyor, dolunca da yenisini açıyordu. Ben ise her ürünü tek tek inceliyordum. Domatesleri avucumda çeviriyor, salatalıkları dikkatlice kontrol ediyor, marulların yapraklarını aralayıp en tazelerini seçiyordum. İyi bir malzeme kendini belli ederdi. Bazen rengiyle, bazen kokusuyla, bazen de yalnızca dokusuyla. Bunları ayırt etmek için düşünmeme gerek yoktu; yıllardır yaptığım bir şeydi. Arada sırada göz ucuyla Sarp'a bakıyordum. O da sessizce market arabasını sürüyor, eksilen poşetlerin yerine yenilerini geçiriyor, ben bir şey uzattığım an hiç bekletmeden elini uzatıyordu. Ne ben ondan bunu istemiştim ne de o bana yardım edeceğini söylemişti. Ama birbirimizin hareketlerine garip bir şekilde ayak uyduruyorduk. Belki de gerçekten alışkanlıklar, hafızadan önce kalbe yerleşiyordu. Reyonları birer birer geride bırakırken market arabası da yavaş yavaş dolmaya başlamıştı. Temizlik malzemeleri, kahvaltılıklar, bakliyatlar, dondurulmuş ürünler... Evin eksikleri…