1.BÖLÜM-SİL BAŞTAN
Yazar: Lucerow

Gerektiği zaman herhangi bir konuda kendine veya bir kişiye, olaya karşı ikinci şansı vermekten çekinme. Belki de aklında olanı başarmak için son bir adım atman gerekiyordur. Denemekten, şans vermekten vazgeçme. Kitaplar okuyabilen herkes içindir ama verilen mesaj sadece anlayana... bol bol yorum yapmayı ve ⭐️' a basmayı unutmayın🫰🏻 luc. İLKİN SAYAR DEMİR Sabahlar bazı insanlar için yeni bir başlangıçtı. Benim içinse gecenin biraz daha aydınlanmış hâlinden ibaretti. Gözlerimi açtığımda her zamanki gibi bembeyaz tavana baktım. Ne çatlak vardı ne de dikkatimi dağıtacak en ufak bir leke. Son birkaç aydır hayatım da o tavan gibiydi. Dışardan bakınca kusursuz görünüyordu oysa içinde yaşanmış hiçbir şey yoktu. Her sabah aynı manzaraya uyanıyordum. Aynı sessizlik, aynı ağırlık... insan değişmeyen şeylere gerçekten alışıyor muydu? Sanmıyorum. Alışmak başka bir şeydi. Benim yaptığım yalnızca sürdürmekti. Göğsümün içinde hiçbir şey hissetmiyordum. Boşluk bile bir histi aslında. Benim içimdeki ise boşluk değildi. Sanki biri ruhumun bir parçasını söküp almış, geriye de neyle dolacağını bilmediğim kocaman bir eksiklik bırakmıştı. Adını koyamadığım, tarif edemediğim bir eksiklik... Başımı hafifçe çevirince komodinin üzerindeki fotoğraf çerçevesi gözüme çarptı. Tozlanmış değildi elbet çünkü Ata, anılarımızı tozlanmasına hiç izin vermezdi. Çiçeklerin suyunu değiştirir, Çamur'un mamasını yeniler, mutfakta unuttuğum kupayı ben fark etmeden makinaya yerleştirirdi. Benden önce fark ettiği şeyler vardı hayatta. Benim bile göremedim küçük ayrıntılar gibi. Eskiden bu küçük hareketlerin ardındaki sevgiyi hissederdim. Son zamanlarda ise bu davranışları yalnızca alışkanlık gibi görünmeye başlamıştı. Komidine uzanarak çerçeveyi elime aldım. Fotoğraftaki iki kişide gülümsüyordu. Ben ve hala daha çok aşık olduğum kocam... Bir sahil kasabasındaydık. Saçlarım rüzgâr yüzünden birbirine karışmıştı. Ata ise objektife bakmak yerine bana bakıyordu. Fotoğrafa uzun süre öylece baktım. O kıza yabancıydım. Gülümsüyordu hem de içten gülümsüyordu. Ben ne zaman böyle gülmeyi bırakmıştım? Bakışlarımı fotoğraftan kaçırdım. Bazı soruları düşünmek bile can yakıyordu. O sırada parmağımdaki alyans istemsizce dikkatimi çekti. Başparmağımla yüzüğün üzerinde yavaşça dolaştım. Yıllardır tenimin bir parçası gibi kabul ettiğim ince metal halka, birkaç saat sonra yalnızca bir takıya dönüşecekti. Parmaklarım yüzüğü çıkaracakmış gibi duraksadı. Yapamadım. Derin bir nefes alıp elimi dizimin üzerine bıraktım. Boğazım düğümlendi. Ata'dan vazgeçtiğim için gitmiyordum. Tam aksine onu hâlâ delicesine seviyordum. Belki de bu yüzden gitmek bu kadar can yakıyordu. İnsan bazen en çok sevdiği kişiden, onu sevmediği için değil; onun yanında kendini her geçen gün biraz daha kaybettiği için uzaklaşırdı. Keşke her şey sadece sevmekle çözülebilseydi. Bugün beklenen gündü. Boşanıyorduk. Gözlerim yeniden alyansa kaydı. Birkaç saat sonra onu çıkaracaktım ama kalbimden nasıl çıkaracağımı bilmiyordum. Tam o sırada mutfaktan gelen tabak ve fincan sesleri düşüncelerimi paramparça etti. Daha fazla düşünüp oyalanmamak için yataktan kalkıp dolabıma ilerledim. Askılıkta gözüme ilk çarpan simsiyah olan blazer ceketim olmuştu. Onun içine siyah bir tişört giyip altıma da bol mavi kotumu geçirdim. Kendimi çoktan bir cenazeye gidiyormuş gibi hazırlamıştım. Saçımı gelişi güzel toplayıp, makyaj bile yapmadan odadan çıktım. Yavaş adımlarla merdivenlerden indim. Tam merdivenlerin sonuna geldiğim sırada Ata, elinde iki fincanla mutfaktan çıktı. Kısa bir an göz göze geldik. Uykusuz olduğu her hâlinden belliydi. Gözlerinin altı morarmıştı. Kumral kıvırcık saçları yeni uyandığı için karışmıştı. Alnına yapışmış olan birkaç saç tutamı bugün Ege'nin ne kadar sıcak olduğunun habercisi gibiydi. Üzerindeki koyu mavi tişört kırışıktı. Mavi bol kot pantolonunun halini söylemiyordum bile Hiçbir şey söylemeden fincanlardan birini koltukların önündeki sehpaya bıraktı. Diğerini elinde tutarak tek kişilik koltuğa geçmişti. Ben de ka…