Kaçtığın Kaderini Değiştirdi

Giriş

Yazar:

Kaçtığın Kaderini Değiştirdi - Eylül Çelik kitap kapağı
Kaçtığın Kaderini Değiştirdi kitap kapağı

İstanbul bugün, üzerine devasa bir beyaz boya kutusu devrilmiş gibi alabildiğine karsız, bembeyaz bir örtüyle uyanmıştı. Sokaklar, dondurucu soğuğa meydan okuyan bir neşeyle çalkalanıyordu. Çocuklar çoktan dışarı fırlamış, kardan kaleler inşa edip birbirlerine meydan okurken; yetişkinler de o her zamanki ciddi maskelerini bir kenara bırakmışlardı. İçlerindeki o uzun süredir uykuda olan çocuk, beyazın büyüsüne kapılıp çoktan dışarı fırlamıştı bile. Yaşlarına, başlarına bakmadan çocukların arasına karışmış, bu kış masalının tadını doyasıya çıkarıyorlardı. Camın arkasındaki o soğuk dünyaya imrenerek bakan, küçücük bir çift göz saklıydı bu bembeyaz masalda. Sekiz yaşındaki Efsun, odasının penceresine küçük ellerini dayamış, dışarıdaki neşeli çığlıkları sadece izlemekle yetiniyordu. Akranları dışarıda karın tadını çıkarırken, o yakalandığı şu inatçı grip yüzünden odasına hapsolmuştu. Kırmızı burnu ve halsiz bedeniyle, bu beyaz büyüyü sadece uzaktan seyretmek zorundaydı. Ev ise her zamankinden farklı, ürkütücü bir sessizliğe gömülmüştü. Babası Mehmet, sıradan bir bankadaki mesaisinde koştururken; annesi Aslı bu evin neşe kaynağıydı. Normalde bu saatlerde annesinin temizlik yaparken mırıldandığı o huzur veren, güzel sesi evi doldururdu. Ama bugün çıt çıkmıyordu. Efsun, bu derin sessizliğe anlam veremedi. İçini aniden, dışarıdaki kardan daha soğuk bir merak kapladı. Annesinin o güzel sesi neden susmuştu? Minik ayakları, parkenin soğukluğuna aldırmadan onu mutfağa doğru sürükledi. Efsun, annesini bulma ümidiyle eşikten adımını attığı an, zaman onun için tamamen durdu. Annesi Aslı, mutfak tezgahının önünde, yerde hareketsiz yatıyordu. Başından sızan kırmızı kanlar, mutfağın beyaz fayanslarına sinsi bir leke gibi yayılmıştı. Gözleri sımsıkı kapalıydı. Sekiz yaşındaki bir çocuğun dünyası, o saniyede mutfaktaki o kırmızı sıvının içinde boğuldu. Efsun, donup kalmıştı; ne ağlayabiliyor ne de nefes alabiliyordu. Vücudunu ele geçiren şok dalgasını yırtan tek şey, saf bir hayatta kalma güdüsü oldu. Titreyen, küçücük elleriyle tezgahın üzerindeki annesinin telefonuna uzandı. Rehbere girip babasının ismini bulduğunda gözyaşları nihayet görüşünü bulandırdı. Telefon açılır açılmaz, hıçkırıklarının arasından dökülen kelimeler birer kurşun gibiydi: "Baba... Annem mutfakta yerde yatıyor. Başından kan akıyor, gözleri kapalı... Neden uyanmıyor baba?" Hattın diğer ucundaki Mehmet için o an İstanbul’un bütün karı ruhuna yağdı. Banka ofisindeki sesler uğuldayarak kayboldu, yüzündeki tüm renk çekildi. Kalbi göğüs kafesini parçalamak istercesine çarparken, sesindeki dehşeti gizlemeye çalışarak fısıldadı: "Bekle kızım... Sakın yanından ayrılma, hemen geliyorum." Mehmet için zamanla yarış o saniyede başladı. Arabasının direksiyonuna geçtiğinde gözü ne yağan karı görüyordu ne de kaygan yolları. Pedala basan ayağı titrerken, kırmızı ışıkları ve hız sınırlarını hiçe saydı; eve nasıl geldiğini, o mesafeyi nasıl erittiğini kendisi bile idrak edemedi. Direksiyon başındayken titreyen elleriyle ambulansı aramış, adresi nefes nefese haykırmıştı. Şans eseri, Mehmet arabadan fırlayıp apartman kapısına koştuğu an, arkasından kulakları tırmalayan siren sesleriyle ambulans da sokağa giriş yaptı. Sağlık ekipleri mutfaktaki ilk müdahaleyi hızla gerçekleştirip Aslı’yı sedyeye alırken, Efsun babasının ceketine sımsıkı sarılmış, korkudan tir tir titriyordu. Saatler sonra, hastanenin o keskin dezenfektan kokulu, soğuk koridorunda sadece iki kişi kalmıştı: Mehmet ve sekiz yaşındaki kızı Efsun. Aslı’nın bu hayatta tutunacak, onlardan başka hiç kimsesi yoktu. Mehmet koridorda bir ileri bir geri yürüyor, Efsun ise hastane koltuğunda iki büklüm olmuş, içini çeke çeke babasını izliyordu. Gece yarısına doğru, ameliyathanenin ağır kapısı açıldı. Doktorun yüzündeki o donuk, ifadesiz maskeyi gördüğü an Mehmet’in dizlerinin bağı çözüldü. Doktorun ağzından dökülen "Başınız sağ olsun, tüm çabalarımıza rağmen..." cümlesi bitmeden, koridorda feryatlar koptu. Mehmet, hayatının merkezindeki kadı…

Bölümün tamamını WritePad'de oku