7. Bölüm İyiliğin Esareti
Yazar: sessizmelodi

“Çok sevmek bazen kötülük müdür? İnsan en büyük kötülüğü, en çok sevdiğine mi yapar?” Sessiz Melodi Kenan’ın Anlatımıyla Günümüz; Eylül evden gittikten sonra kendimi derin düşüncelere dalmış bir halde buldum. 18 yıl öncesine dalmış bir halde. Bunun sebebinin kapıdaki genç adam olduğunu biliyordum. Bana birini hatırlatmıştı. Gençliğimden tanıdığım birini, hayatımı kurtaran birini. Fotoğrafı elime alıp tekrar baktım. Kızımın göremediğim bebekliğinin dışında beni en etkileyen şey o erkek çocuğunun yüzündeki tanıdıklıktı ve hafızamı biraz daha zorlayınca onun bizim hayatımızı kurtaran polise benzediğini fark ettim. Aynı onun gençliğiydi. Gidip gelen hafızam hâlâ yerini korusa da bana geçmişimi unutturmamaya kararlıydı işte. 2 Ay Önce; Yine bir gün daha başladı. Dünkünün aynısı bir gün daha. Bu öyle bir gün ki on yedi yıldır hiç değişmedi, sadece acısı katlanarak arttı. Kimim ben, neden buradayım biliyorum aslında. Ama bu gerçekleri gururuma yediremiyorum, artık kimse duymasa bile bağırarak söylemek istiyorum. Ben Kenan Alaca, Eylül Alaca’nın üvey babası, onu yetimhaneden alıp evlat edindiğim için bir mafyanın eline esir düştüm. Şaşırdınız dimi, koskoca bir adam nasıl olur da kendi gibi güçlü olan adamlara karşı koyamaz diye düşündünüz. Ama benim onlara karşı koymamı engelleyen öyle bir şey var ki beni her geçen gün daha da güçsüzleştiriyor. Beni kaçıran adam bu sebebe “İyiliğin Esareti” adını vermişti. Bunu da beni öldürmeyip süründürmek, acı çektiğimi görmek istediği için yaptığını söylemişti. Öldürmeyecek kadar aç bırakıp hayatta kalacağım kadar doyurarak. Bu şekilde benden intikam almaya çalışıyordu ve bu intikamın süresi asla dolmuyordu. Müebbet hapisten bile daha uzundu. Çünkü hapishane de en azından sizi koruyabilecek insanlar olurdu ama burada benden ve onun adamlarından başka kimse yoktu. Evet, bu gerçekten de ölmekten beterdi. Ama sevdiklerinizin ölme ihtimalinden daha beter değildi. 18 Yıl Önce; Tam tamına üç ay süren bir arama sonucunda Eylül’ü şehir dışındaki bir yetimhanede bulmuştum. Bugün onu almak için gidiyordum. Mehtap’ınsa bundan haberi yoktu. O çoktan acısını içine gömmüştü ama ben pes etmemiştim. En sonunda kızımıza ulaşmıştım. Evet, o benim kızımdı, Demir’in değil. Yetimhaneye ulaşınca müdireye durumu anlattım. O da bunun çok tehlikeli bir iş olabileceğini söyledi fakat umurumda değildi. En sonunda onu ikna edip Eylül’ü almayı başardım. Eve gelince merdivenden çıkarken kapıda 27 yaşında uzun boylu, yapılı bir adamın durduğunu gördüm. Adam yakışıklıydı; ancak yüz ifadesinde kendini herkesten uzak tutacak bir şey vardı. Bir tür uyarı hissi. O hissin ne olduğunu biliyordum, aylar önce beni neredeyse öldürecek olan o his. O an onun Demir olduğunu anladım. O da bizim kim olduğumuzu biliyordu. “Demek en sonunda kızın nerede olduğunu bulabildin. Aferin sana. Ama şimdi onu bulduğun için hepinizi öldürmem gerekecek.” “Hayır, onu asla sana vermem. Onu almak için beni öldürmen gerek.” Oysa bana pis pis sırıtarak baktı ve “O zaman daha iyi bir fikrim var. Bebeği annesiyle bırakacağım ama seni yanımda götüreceğim. Yaptığın bu iyiliğin cezasız kalacağını düşünmedin herhalde. Ben de sana ömür boyu sürecek bir ceza vereceğim. Cezanın adıysa ‘’İyiliğin Esareti’’. Nasıl sevdin mi?” Birkaç tane adam yanıma geldi, Eylül’ü kollarımdan alıp Mehtap’ın kollarına bıraktıktan sonra beni zorla sürüklemeye çalıştılar. Son anda arkamı döndüm ve Mehtap’a doğru bağırarak, “Eğer olur da geri dönemezsem, bunları sakın Eylül’e anlatma. Gerçek babasının kötü biri olduğunu bilmesin, beni de bilmesin. Öldüğümü bilmesi daha iyi. Ona iyi bak, sana söz veriyorum olur da bir gün geri dönersem kızımıza gerçekleri daha acısız bir şekilde anlatmaya çalışacağım.” dedim. Kulaklarımda Eylül’ün ve karımın hıçkırıkları çınlarken bilmediğim tek şeyse bu esaretin 18 yıl süreceği ve beni bu esaretten sadece Eylül’ün kurtarabileceğiydi. Bu esaretin sebebi sadece Mehtap’a duyduğum aşk ve baba olmaya dair duyduğum özlemdi. Ben kendimi bir aşkın içine esir etmişt…