5. Bölüm Geçmişin Anıları
Yazar: sessizmelodi

''Oradalardı işte, sanki hiç gitmemiş gibilerdi. Ama aslında hiç var olmamışlardı.” Sessiz Melodi Eylül’ün Anlatımıyla; Uzun bir zaman sonra evimin kapısını huzur ve umutla açarak içeri girdim. Annem hemen arkamdan babamın koluna girmiş bir şekilde geliyordu. Bu an hayalimdeki hiçbir ana uymasa da yine de mutluydum. Çünkü artık tamamlanmıştım. Artık içimdeki o boşluğun büyük bir kısmı dolmuştu. Geriye kalan o küçük deliğiyse kendi çabalarımla kapatacaktım. “Eylül, sen oturma odasına hemen birkaç tane yastık getir, babanın arkasına koyalım. Biraz istirahat etsin.” “Tamam anne.” Koşarak yatak odasına gittim ve annemin dolabındaki büyük battaniyeyi ve yastıkları aldım. Bu zamana kadar hep ev işi yapmaktan nefret eden ben, şimdi babamın etrafında neredeyse pervane olmuştum. Yorganı aceleyle çekince birdenbire ayaklarımın önüne büyük bir zarf düştü. Merakla alıp açtım. İçinde annemle, babamın nikah fotoğrafları vardı. Sonuncu fotoğrafın arkasında bir söz yazıyordu. Bir gün bu fotoğrafın aynısını üç kişi olarak çektireceğiz. Gözlerimden akan yaşlarla fotoğraflara baktım. Zira o üçüncü kişi bendim. Ama üçümüzün olduğu bir resmimiz dahi henüz olmamıştı. “Eylül, nerede kaldın kızım baban yoruldu!” “Geliyorum anne.” Fotoğrafları aceleyle zarfa geri koyup dolaba kaldırdım ve yastıklarla battaniyeyi alıp salona koştum. “Getir kızım onları şöyle açalım. Bu arada babana çorba falan yapmam gerekiyor. Markete git gel hemen.” “Tamam anne, ne alacağım peki?” “Baban en çok kremalı, mantarlı çorbayı severdi. Ama o zamanlar krema pahalı olduğu için sadece özel günlerimizde pişirirdim. Şimdi bugün de onun için olmasa da bizim için özel bir gün o yüzden bana süt, krema ve mantar al gel. Ha bir de kaşar.” “Tamam anne, hemen geliyorum.” Odama koşup üzerime kırmızı kazağımı ve siyah eşofmanımı giydikten sonra evden çıktım. Ben markete doğru yürürken bir anda telefonum çaldı. Kerem Altuğ arıyordu. “Alo, Kerem nasılsın?” “İyiyim, sen nasılsın. Baban daha iyi oldu mu?” “İyiyim teşekkür ederim. Babam iyi gibi, eve geldik, onu yatağına yatırdık. Şimdi ona çorba için mantar, krema ve kaşar almaya markete gidiyorum.” “Vay, kremalı mantarlı çorba demek. Ben de çok severim. Afiyet olsun o zaman. Ben seni tutmayayım sonra yine konuşuruz.” “Tamam, konuşuruz.” Yüzümdeki aptal bir sırıtışla telefonu kapattım. Demek ki hayatımdaki iki erkek de aynı çorbayı seviyor, dedim. Uzun zamandır öğrendiğim hiçbir bilgi beni böylesine mutlu etmemişti. Babamı bulmanın mutluluğunun yanında, Kerem’in hayatımın aşkı olma ihtimali bile beni sebepsizce heyecanlandırıyordu. Markete girip, alacaklarımı hızlıca aldıktan sonra aklıma babam için bir geçmiş olsun çiçeği almak geldi. Tam kasaya gidecekken bir köşede gözüme küçük saksılar ilişti. Onlardan da bir tane aldıktan sonra kasaya doğru ilerledim. Eve girdiğimde annem elimdeki çiçeği görünce çok şaşırdı. “Bu nereden çıktı kızım?” “Hiç öyle içimden geldi. Babam ve bizim için.” Annem şaşkınlıkla ve mutlulukla bana bakıyordu. Onu öptükten sonra bir koşu odama gittim ve pijamalarımı giydim. Evet evde olduğum her an pijama giyiyordum. Keşke dışarda da pijama giyebilseydim. Yatağıma uzanırken birden gözüme uzun zamandır içine yazı yazmadığım günlüğüm ilişti. Elime aldım ve sayfaları arasında gezinmeye başladım. “Sevgili günlük, bugün annem bana bir doktor seti almış. Büyüyünce onu tedavi edeceğim ve hiç hasta olmayacak. (Yaş 9)” “Sevgili günlük, bugün annem bana bayram günü için ilk kez kırmızı bir elbise aldı. Arkadaşlarımın elbisesi kadar güzel değil; çünkü pazardan… Ama olsun yine de çok mutluyum. Belki bir gün babam geri dönerse o bana en güzelini alır eminim. (Yaş 12)” Gözlerimdeki yaşlarla ve içimdeki buruk bir mutlulukla günlüğümü kapattım. Bir gün üniversiteden mezun olduğumda babam o gün için bana dünyanın en güzel kırmızı elbisesini alacaktı buna emindim. Canım sıkılınca telefonumdan Mavi Gri’nin “İlaç Ol Yaralarıma” şarkısını açtım ve kendimi sözlerin büyüsüne kaptırdım. Şarkının bitmesine yakın içerden bağırış sesleri gibi şe…