3. Bölüm Kısa Bir Ortaklık
Yazar: sessizmelodi

Eylül’ün Anlatımıyla; Bir saat sonra ülkenin en büyük karakol merkezlerinden birindeydik. Kerem Altuğ benim için bu saatte babasını aramış ve onu evinden çağırmıştı. Babasının gelmesini beklerken heyecanıma ve gerginliğime engel olamıyordum. Babamı düşünüyordum. Bana çaresiz bir şekilde bakıp sadece “Kaç!” demeye çalıştığı o anı unutamıyordum. Evet, kaçmıştım ama hayatımdaki en önemli insanlardan birini arkamda bırakmıştım. Bir kitapta okumuştum: “Arkana bakmayı bırak, o yöne gitmiyorsun. Önüne bakmalısın; çünkü gittiğimiz tek yön önümüz.” Peki insan, kalbindeki o boşluğu dolduracağını bildiği kişiyi arkasında bırakıp da önüne bakabilir miydi? Hiç sanmıyorum. Yaklaşan ayak seslerini duymamla birlikte başımı kaldırdığımda önümde uzun boylu ve 45 yaşlarında karizmatik bir adamın olduğunu gördüm. “İyi geceler küçük hanım. Ben Mehmet Altuğ. Kerem’in babasıyım.” “Memnum oldum Mehmet Bey, ben de Eylül Alaca. Bu saatte sizi rahatsız ettiğimiz için lütfen kusuruma bakmayın. Ama dün akşam telefonuma bir numaradan mesaj geldi ve bende o mesajın doğruluğundan emin olmak için bana verilen adrese gittim. Oraya gittiğimde birkaç tane adamın babamı elleri kolları bağlı bir şekilde esir tuttuğunu gördüm. Muhtemelen bana mesajları atan da o adamlardan biriydi. Ama bunu neden yaptıklarını bilmiyorum. Neden şimdi neden bunca yıl sonra…” Ben kontrolsüzce cümlelerimi sıralarken önümdeki iki adam da beni dinliyordu: “Anladık Eylül Hanım, merak etmeyin, size yardım etmek için elimizden gelen her şeyi yapacağız. Ama önce sizi bir odaya alalım, birer tane de çay içelim, ondan sonra ne yapacağımıza karar veririz. Ama isterseniz önce annenize haber verin.” Teşekkür ederek telefonumdan annemi aradım. Saat geç olduğu için açmayacağını ya da bana kızacağını düşünüyordum. En çok da ona ne diyeceğimi. “Eylül, kızım. Neredesin, iyi misin?” “İyiyim anne, merak etme. Şey bir olay oldu da ben şu an bir karakoldayım sen de gelir misin?” Ben küçük bir çocuk gibi çaresizce cümlelerimi sıralarken annem bir süre nefesini tuttu, sonra “Geliyorum.” diyerek telefonu kapattı. Ben doğum günü gecemden başlayıp, şu ana kadar olan tüm olayları anlattıktan yarım saat sonra kapı açıldı ve annem içeriye girdi. “Eylül, kızım iyi misin? Ne oldu?” Mehmet Bey ayağa kalktı ve anneme doğru yürüyüp, “Hoş geldiniz Mehtap Hanım. Sakin olun, şöyle bir oturun önce, her şeyi size izah edeceğiz ve çözüme kavuşturacağız merak etmeyin.” dedi. Annem birazcık olsun sakinleşmiş ve oturmuştu. Bense ne diyeceğimi bilemeden öyle oturuyordum. Mehmet Bey bugün yaşadıklarımı basitleştirerek anneme anlatırken, annemin yüzü renkten renge giriyordu. Özellikle de babamın yaşadığını duyduğu 18 Kaçış kısımda… Bense sanki suçlu bir küçük çocukmuşum gibi onun yüzüne bakamıyordum. Bir saat sonra annemle birlikte binadan çıktık ve taksiye binip eve doğru yola koyulduk. Kafamda hâlâ doğum günü akşamından beri yaşadıklarım dönüp duruyordu, hiçbir şekilde onları susturamıyordum. Ya benim yüzümden o adamlar babama zarar verdiyse, ya polisler onları yakalayana kadar babamı öldürdülerse diye düşünmekten kendimi alamıyordum. Bu düşünceler beni deli gibi boğuyordu. Öyle ki babam gelene kadar bütün düşüncelerimden arınıp, deliksiz bir uyku çekmeyi ve o eve gelince, onun beni öpmesiyle uyanmayı hayal ediyordum. Oysaki şu an bir başkası için çok basit olan bu olay, benim için imkansızın da ötesindeydi. Peki, bu sınırın ötesi uçurum muydu yoksa çiçeklerle dolu bir orman mıydı onu görecektik? Takside giderken göz ucuyla anneme baktım. Düşüncelerinde kaybolmuş gibiydi. Ben babamı hiç tanımamıştım, onu annemin anlattığı şekilde ve bana gösterdiği tek bir fotoğraftan biliyordum. O fotoğrafı da annem ne kadar görmek istemese de saklamıştı işte. Sebebini bilmiyordum. Ama bildiğim tek bir şey vardı, o da annemin hâlâ babama âşık olduğuydu. Şimdi bugün yaşananlarla o aşk bir kez daha yeşermişti. Eve girdiğimizde odama gitmeden önce anneme, “Biraz konuşmak ister misin anne?” dedim. Annemse olur anlamında başını sallayınca bir anda…