22. Bölüm Büyük Sarı Dünya
Yazar: sessizmelodi

"Onun gülüşü evrendeki tüm gezegenlerden de yıldızlardan da daha parlaktı. Ve bu parlaklık güneş gözlüğü takmadan da görülebiliyordu." Sessiz Melodi Eylül'ün Anlatımıyla; Bir türlü kucağımda doğru tutmayı öğrenemedim diye yakınıyordum Kerem'e: "Sanki elimden kayıp gidecek gibi hissediyorum." Kerem gülümseyerek bana baktı ve "Gitmedi ama bak burada. Sana nasıl da mutlu ve gülerek bakıyor, farkında değil misin?" dedi. "Farkındayım ama yine de korkuyorum işte." Hastaneden çıkıp eve geleli neredeyse iki ay olmuştu. Annem bu iki aylık sürecin bir buçuk ayı boyunca bizim yanımızda kalsa da bugün gitmesi gerekmişti. Çünkü benim de bebeğe tek başıma bakmayı öğrenmem gerekiyordu. Hatta babam bile ara gelip bizde kalmıştı. Onların yanındayken kendimi iyi hissediyordum ama onlar gidince tekrar savunmasız kalıyordum. Evet, en büyük destekçim ve kalkanım olan Kerem yanımdaydı ama şimdi yetmiyordu işte. Çünkü ikimizin de bebek bakmakla ilgili bir tecrübesi yoktu ve ben beceremediğim her an annemin desteğine ihtiyaç duyuyordum. Ve bu durum daha ne kadar devam edecekti bilmiyordum. Saat öğlen 12.00 olmuştu ama ben daha kahvaltı bile etmemiştim. Aç olan beynim olayları doğru değerlendirmemi engelliyor da olabilirdi. Kerem, Güneş'i kucağımdan aldı ve "Hadi tostunu yiyip çayını iç. Daha sonra beraber bir sahil havası almaya gideriz. Açık hava Güneş'e de iyi gelir. Doğduğundan beri ilk kez dışarı çıkacak. Öyle değil mi babacım?" dedi. Kerem'e minnetle baktıktan sonra masaya oturdum ve tostumu yemeye başladım. Bir yandan da onları izliyordum. Benim kucağımdayken sürekli mızmızlanan Güneş, babasının kucağında ya huzurla uyuyor ya da gülüyordu. Kızlar babacı olur derken doğru söylüyorlarmış. Güneş'in yine ağlamasından korkarak hızlıca kahvaltımı bitirdim ama görünüşe bakılırsa Güneş Hanım'ın keyfi yerindeydi. Babasının yaptığı hareketlere gülüp duruyordu. Kerem'e bakıp, "Siz bu kadar iyi vakit geçirdiğinize göre ben de bir banyoya gidebilir miyim?" dedim. Kerem bana baktı ve "Olur canım, sen hazır olunca da gideriz." dedi. "Tamam canım, teşekkür ederim." Onları baş başa bırakıp odaya çıktım. Duşta tam yarım saat durdum ve bu son bir aydır aldığım en uzun duş süresiydi. Rahatlamış bir şekilde banyodan çıktım ve üzerime kot pantolon, kırmızı askılı bluz ve beyaz gömleğimi giydikten sonra hafifçe bir makyaj yapıp odadan çıktım. Bu da bir buçuk aydır giydiğim en iyi kıyafetimdi. Zira evdeki pijamalarımın hepsinde ya kusmuk ya çiş kokusu vardı. Resmen kırmızı giymeyi bile unutmuştum. Ama olsun, o anlar bile benim için huzurun tanımıydı. Yine de arada bir biraz yalnız kalmak da iyi gelmiyor değildi. Aşağı indikten sonra, "Ben hazırım." diye seslendim. Kerem, Güneş'i kucağına alarak ayağa kalktı ve bana uzun uzun baktı. Ben kaşlarımı çatarak, "Ne oldu, bir yerinde leke falan mı var?" dedim. Kerem gülerek bana baktı: "Hayır, çok güzel görünüyorsun da o yüzden bir an dengem şaştı." "Bir buçuk ay sonra giydiğim en güzel kıyafet olduğundandır." "Yoo, bir buçuk ay boyunca giydiklerin de güzeldi ama bu daha güzel." "Güneş'in üstünü değiştirelim mi?" "Ben değiştirdim zaten bak. Sarılı beyazlı, papatya desenli badisini giydirdim. Altına da sarı şortunu." "Ama böyle üşümez mi?" "Merak etme canım, zaten hava çok sıcak." "Tamam o zaman, hadi çıkalım." Evden çıkıp Güneş'i koltuğuna bağladıktan ve bebek arabasını da bagaja koyduktan sonra yola çıktık. Radyoyu açtığımda Tuğkan'ın Civciv şarkısına denk gelince kocaman gülümsedim ve "Aa bak kızım, bu babanla benim sana ithaf ettiğimiz şarkı." dedim. Arkamı dönüp Güneş'e baktığımda gözlerini kocaman açmış, gülümsediğini gördüm. Onun gülüşü evrendeki tüm gezegenlerden de yıldızlardan da daha parlaktı. Bu parlaklık güneş gözlüğü takarken dahi görülebiliyordu. Arabada sevdiğim müzikleri dinleyerek yol çuluk yapmayı çok özlemiştim. Trafik yüzünden yaklaşık bir saat sonra sahile varmıştık. Temiz havayı ve denizin kokusunu içime çektikten sonra arabadan indim. Kerem de bagajdan bebek arabasını çıkardı ve Güneş'i oturtturdu. "Ev…