21. Bölüm Gece Doğan Güneş
Yazar: sessizmelodi

"Artık karanlıkta kalmayacaktım. Gözlerim kapalı olsa bile." Sessiz Melodi Eylül'ün Anlatımıyla; Yaşadığınız o büyük acılardan sonra güneşi görebileceğinize inanır mıydınız? Yoksa artık hep karanlıkta mı kalacağınızı sanırdınız? Ben yaşadığım acılardan sonra ilk önce karanlıkta parlayan yıldızımı buldum. Şimdiyse karanlıkta doğan güneşimi. Ve artık biliyordum ki bir daha asla karanlıkta kalmayacaktım. Gözlerim kapalı olsa bile. Sonunda kış da bahar da bitmiş ve sıcak yaz günlerine giriş yapmıştık. Artık çatısını açtığımız terasın balkonunda yine sallanan sandalyemde oturuyordum. Masanın üzerinde duran limonatalarımız ve çikolatalı keklerimiz, güneşin ışığıyla daha da iştah açıcı görünüyordu. Hamileliğimin son günlerindeydim ve bu süreçte ne yazık ki bayağı bir kilo almıştım. Annemle Kerem ise bunun normal olduğunu ve doğumdan birkaç ay sonra aldığım kiloları verebileceğimi söylemişlerdi. Hatta Kerem beni bu yeni hâlimle daha çok sevdiğini bile söylemişti. Bense inanmasam bile gülümsemiştim. Çünkü beni ne olursa olsun her hâlimle güzel bulması benden değil, onun bakış açısının güzelliğinden kaynaklanıyordu. Elime aldığım limonatayı zevkle yudumlarken Kerem, elindeki satranç kutusuyla yanıma geldi. "Evet, bugünkü rövanş için hazır mısın Doktor Hanım?" "Rövanş iki kişilik olur Sayın Savcım. Ben bu oyunda oynayamıyorum bile." "Ama yine de hep sen kazanıyorsun." "Senin sayende. İkimizin yerine oynayıp hep benim kazanmamı sağlıyorsun. Bence bu bir suç, Sayın Savcım." "Aşk mı bir suç, Doktor Hanım?" "Birini bu kadar çok sevmek hem suç hem de müebbet." "Evet, sonsuz bir sevgi müebbetti." Evet, yıllar geçse de aramızdaki bu saçma muhabbetlerden aldığımız keyif hiç değişmemişti. O anlarda yine o on sekiz yaşındaki saf Eylül oluveriyordum. Kerem'in yanında ne yaş alıyordum ne çirkinleşiyordum ne de sıkılıyordum. Onun yanında sadece yaşıyordum. Yaşamak ne ilginç bir kelimeydi. Sanki onu tanımadan geçen on yedi sene boyunca hiç yaşamamıştım, hiç nefes almamıştım. Çünkü nefes almak önemli değildi. Önemli olan aldığın nefesi kalbinde hissetmek, farkında olmak ve kıymetini bilmekti. Ve ben şimdi aldığım her bir nefesin kıymetini biliyordum. Acı çektiğim anlarda da mutlu olduğum anlarda da. Çünkü öğrendim ki gerçekten nefes aldığında çektiğin acının bile bir anlamı vardı. Her acı bizi biraz daha büyütüyor, biraz daha değiştiriyordu. Daha önce hiçbir insanın ömrünün her senesinde bu kadar çok değişeceğine, bu kadar çok renkleneceğine ihtimal vermezdim. Değişim aslında dinlediğimiz şarkının ya da sevdiğimiz bir rengin değişmesi değildi. Asıl değişim, o renge ve şarkıya olan bakış açımızın değişmesiydi. Ve biz her değişen bakış açımızda yeni bir güzelliği keşfediyorduk. Sanki içinde sadece tüm güzelliklerin olduğu bir labirentte mahsur kalmıştık ve çıkışa varana kadar her birini teker teker tadıyorduk. İşte bu, hayatın bana "O'nu" vermeden önceki verdikleri için benden özür dileme ve yaşadıklarımı telafi etme şekliydi. Ve ben de bu güzelliklerle dolu değişime sıkı sıkıya sarılacak ve asla bırakmayacaktım. Zaman zaman ellerim acısa, kollarım ağrısa bile sıkı sıkıya O'na sarılacak ve bırakmayacaktım. Çünkü biliyordum ki o anlar özeldi ve bir kez bırakırsan bir daha asla geri dönmezlerdi. "Odamızdaki beyaz ayıyı Güneş'in odasına koydum. Orada daha rahat eder." Gülerek Kerem'e baktım. En saçma şeylerden bahsederken bile olan ciddiyetine bayılıyordum. "Daha mı rahat eder? Ayıcık mı?" "Evet. Bizim odaya onun yerine o küçük beşiği koydum çünkü. Bir yaşına kadar orada yatar, sonra kendi odasındaki beşiğinde ayıcıkla beraber yatar." "Odanın duvarlarındaki sarı boya kuruduğunda üzerine aldığımız ördek ve civciv çıkartmalarını yapıştıralım. O odadaki her şey sarı olsun istiyorum. Nasıl ki bizim odamızdaki her şey kırmızı, onun odası da sarı olsun. Ve içine güneş girdiği zaman daha çok parlasın." "Belki bu keklerden biraz daha yersen Güneş odasına daha çabuk gelebilir." "Üzgünüm ama sen gelene kadar onlardan üç dilim yedim zaten. O senin hakkın." "Emin misi…