20. Bölüm Kar Küresi
Yazar: sessizmelodi

"Yeryüzündeki en muhteşem anlardan biri, tek bir rengin diğer tüm renkleri örttüğü o andı. Kar tanelerinin yüzümüze değdiği o an." Sessiz Melodi Eylül'ün Anlatımıyla 1 Şubat 2032 — Pazar Sabahı, Saat 11.00; Kahvaltımızı yaptıktan sonra üstü kapalı olan terasımıza kahve içmek için çıkmıştık. Hava soğuk olmasına rağmen kar yağışı durmuştu ve verandada yumuşak kar tanelerinin biriktiği bir yığın oluşmuştu. Elimdeki kırmızı eldivenimle elime aldığım bir kar tanesinin yumuşaklığını doyasıya içime çektim. Elinde kahvelerle yanıma gelen Kerem ise gülerek bana baktı ve, "Yoksa canın kar mı çekti?" dedi. Gülerek elimdeki karı bıraktım, kahvemi elime aldım ve Kerem'e muzipçe bakarak, "Tadını merak etmedim diyemem ama bu soğukta bir fincan kahve daha iyi gider." dedim. Hamileliğimin on yedinci haftasına girmiştim ve her türlü şeyi canım çekebiliyordu. Daha iki gün önce gece yarısı Kerem'i erik yemek istediğimi söyleyerek uyandırmıştım ve o da beni bu mevsimde erik olmadığına ikna ettikten sonra uyumaya devam etmiştik. Kerem bana gülerek baktı: "Karı yiyemezsin belki ama üşümeden daha uzun süreli izleyebilirsin." dedi. Bense şaşkınlıkla ona baktım ve "Nasıl?" dedim. Bana gözlerimi kapatmamı söyledikten sonra içeri gitti ve iki saniye içerisinde geri geldi. "Aç bakalım." Gözlerimi açtığımda Kerem'in elinde bir kutu olduğunu gördüm. Kutuyu elime alıp açtığımda içinden kocaman bir kar küresi çıktı. İçinde üç kişiden oluşan bir aile figürü vardı ve bir bankta oturup karın yağışını izliyorlardı. Elimle küreyi ters çevirince kar yağışı gerçeğe dönüştü ve altta da bir düğme olduğunu fark ettim. Düğmeye basınca kürenin içinde kırmızı, yeşil, mor renklerde ışıklar yanmaya başladı. Kerem bana bakıp gülümseyerek, "Yeni gece lambamız." dedi. "Nasıl, beğendin mi?" Gözlerim dolarak Kerem'e baktım ve, "Çokkk." dedim. Sıcak nefesim havanın soğuğuna karışıp uçtu ama ben üşümüyordum. Birdenbire bulutlar karardı ve kar yağmaya başladı. Terasın çatısı kapalı olduğu için bize etki etmiyordu ama oturduğum yerden yağan karları görebiliyordum. Kerem içeri girmemizi söyleyince biraz daha oturmak istediğimi söyledim. Garip bir şekilde fazla üşümüyordum. Kerem ise bana battaniye getireceğini söyleyerek içeri girdi. Ben elime kar küremizi aldım ve ayağa kalkıp onu gerçekten yağan karın altına tuttum. İkisinin birleşimi beni mest ederken, yüzüme değen her kar tanesiyle kendimi daha da mutlu hissediyordum. Yeryüzündeki en muhteşem anlardan biri, tek bir rengin diğer tüm renkleri örttüğü o andı. Kar tanelerinin yüzümüze değdiği o an. Yine elimi karnıma koydum ve onunla konuşmaya başladım: "Bak bir tanem, bu gördüğün şeyler kar taneleri. Yağdıkları zaman dünyadaki tüm renkleri örterler ve sadece kendi renkleri kalır. O saf beyaz renkleri." Bugün hastaneye bebeğimizin cinsiyetini öğrenmeye gidecektik ve ikimiz de bunun için çok heyecanlıydık. Randevumuz öğlen saat 13.00'teydi. Herhalde birazdan çıkardık. Kerem ise hâlâ battaniyeyi alıp da yanıma gelememişti. Herhalde banyoya falan uğramıştı. Artık içeri gireyim deyip arkamı döndüğümde, daha demin oturduğum sallanan sandalyenin üzerinde birkaç damla kan gördüm. Ve o an neden üşümediğimi anladım. Başımı yere çevirdiğimde verandada biriken karların üzerindeki kırmızı rengi fark ettim. Daha demin bembeyaz olan yer şimdi yarı kırmızı, yarı pembeydi. Ve ben o an, ilk defa en sevdiğim bu renkten nefret ettiğimi hissettim. Panikle eve girmeye çalışırken ayağım masanın kenarına çarptı ve elimdeki kar küresi yere düştü. Kırılan cam parçalarının yarısı kırmızıya boyanırken yarısıysa karın içinde kayboldu. O an hissettiğim acıyla attığım çığlık havada yankılandı. "Keremmmm!" Sesimi duyan Kerem, elindeki battaniye ve bir kutu oyunla koşarak yanıma geldi. Meğer bunca zamandır gelmemesinin sebebi, evi düzenlerken yatağın altına koyduğumuz ve sonrasında unuttuğumuz oyunu bulmaya çalışmasıymış. Beni o hâlde görünce bir süre donup kaldı ama sonra hemen kendini toparladı. Yanıma gelip elindeki kutuyu masaya bıraktıktan sonra beni kucağına…