17. Bölüm Bana Geri Dön
Yazar: sessizmelodi

"Neden saplanıp kalırdık bazı anılara. Neden bir türlü çıkamazdık oradan. Neden bize iyi gelmeyen şeyleri bir türlü unutamazdık." Sessiz Melodi Eylül'ün Anlatımıyla; Babam iki hafta hastanede yattıktan sonra sonunda bugün evine dönmüştü. Kerem'le, Mehmet Baba onu bu sabah almaya gitmişti. Doktorlar bacağındaki kurşunu çıkarmıştı ama bacağında hafifte olsa bir topallık kalacağını söylemişlerdi. Eğer kurşun iki santim daha içeri girseymiş felç bile kalabilirmiş. Çok şükür ki korktuğumuz gibi olmamıştı. Babamı vuran adamlarınsa kim olduğunu olayın ertesi günü öğrenebilmiştik. Düğünde Mehmet Baba'nın emniyetten birkaç arkadaşı da bulunuyordu ve orada kaçmaya çalışan adamları yakalamayı başarmışlardı. Meğer o adamlar yıllar önce babamı kaçıran ve sonra yakalanan adamın, içerideyken üzerimize saldığı adamlarıymış. Benimse bu olayla ilgili aklımda sadece tek bir soru vardı. Neden altı yıl önce ya da sonra değil de benim düğün günümde olmuştu. Bilerek mi seçilmişti, yoksa tesadüfen mi öyle denk gelmişti. İki haftadır her anım bu soruları düşünmekle geçiyordu ve kulaklarımsa sadece tek bir sesi duyuyordu. Silah sesini. Ne Kerem'in benimle konuşma çabaları ne annemin ağlamaları hiçbiri ama hiçbiri kulaklarımdan geçip de beynime ulaşamamıştı. Tıpkı şu anda olduğu gibi. "Eylül, kızım beni duyuyor musun? Babana yaştık ve yorgan getirsene dinlensin biraz. Eylül." "Ne, efendim anne?" "Kızım, iyi misin sen? Sesleniyorum, sesleniyorum duymuyorsun." "Dalmışım öyle ya, iyiyim. Getiriyorum hemen yastıkları." Ben yatak odasına gittiğimde Kerem'inde peşimden geldiğini fark ettim. Dolaptan yastıkları almaya çalışırken beni kolumdan tuttu ve kendine çevirdi. "İyi misin canım?" "E iyiyim, neden sordun?" "Son zamanlarda biraz dalgın gibisin, aklın burada değil gibi." "Yorulmuşumdur ya, hastane ve ev arası koşturmaktan." "Aklın hâlâ o günde dimi?" Ben hiçbir cevap vermeden öylece durup Kerem'i dinliyordum. "Olanlarda hiç kimsenin bir suçu yok biliyorsun dimi?" "Biliyorum tabii ki. Ben kimseyi suçlamıyorum ki." "Ama kendini suçluyorsun." Şaşkınlıkla başımı kaldırdım ve Kerem'e baktım. "Nasıl yani?" "Kendini tüm bunların başına mutluluğu hak etmediğin için geldiğine inandırmaya çalışıyorsun. İki haftadır babanla tek bir kelime bile konuşmadın farkında değil misin Eylül? Hastanede hep onun uyuduğu anlarda yanına gittin. Onun dışında asla yüzüne bakamadın. Sanki olanların suçlusu senmişsin gibi. Ama değilsin Eylül. Sana yemin ederim ki olanların hiçbiri ne senin ne de bizim suçumuz. Bu sadece talihsiz bir kaza. Ve hayatının geri kalan zamanını bununla geçiremezsin, izin vermem. Seni mutsuz görmek bu hayatta isteyeceğim en son şey bile değil. O yüzden hayata geri dön Eylül, bana geri dön." "Yapamıyorum, olmuyor. Denedim ama beceremedim. Artık hastaneye çalışmak için bile nasıl gideceğimi bilmiyorum. Çünkü hastaneler artık bana babamın kanlar içinde yerde yattığı o anı hatırlatacak hep bana." "Atlatacağız sevgilim, sana söz veriyorum. Bu zamana kadar verdiğim tüm sözleri tuttuğum gibi, bunu da tutacağım. Sen sadece bana geri dön. Ben buradayım görmüyor musun? Annen, baban, hepimiz buradayız, hepimiz iyiyiz. Bizim küçük kırmızı dünyamız hâlâ burada. Ama sen burada değilsin Eylül. Ve sen olmadan o dünya kırmızı olamaz." Gözlerimden akan yaşlarla Kerem'e baktım ve "Bana unuttuğum o küçük kırmızı dünyamızı, tekrar hatırlatır mısın?" dedim. Kerem bana gülümseyerek baktı, çünkü uzun zaman sonra ilk defa ağzımdan güzel bir cümle çıkmıştı. Artık hayata geri dönmüştüm, ona geri dönmüştüm. "Bizim hikayemizin adı, Bir Büyük Aşk Meselesi. Ve bir sonbahar akşamında, bir arabada başladı. Ve sonra..." Kerem bana en başından başlayarak bütün anılarımızı anlatırken bende huzurla onu dinliyordum ve bazı şeyleri uzun zaman sonra hatırlamaya başlıyordum. Kırmızı salıncağımızı, kırmızı pastamızı, şarkılarımızı ve aşkımızı... Üç Hafta Sonra; "Kırmızı bavulu aldın mı?" diye seslendim Kerem'e. O da bana her şeyi yerleştirdiğini ve artık gidebileceğimizi söyledi. Bugün beş hafta önc…