14. Bölüm Gündüz Doğan Yıldız
Yazar: sessizmelodi

“Sen doğdun ve dünya güzelleşti. Sen doğdun ve benim artık ışığa ihtiyacım kalmadı. Sen doğdun ve bana nefes oldun. İnanabiliyor musun sen doğdun. Bugün hayatım boyunca gördüğüm ve tanıdığım en güzel ruh doğdu: Senin ruhun…” Sessiz Melodi 26 Kasım 2025 Saat 09.00 Eylül'ün Anlatımıyla, Anatomi sınavına girmeme sadece bir saat kalmıştı, gerginlikten ve heyecandan ölüyordum. Kerem beni okula bıraktıktan sonra gitmemiş, bugünü bana ayırdığını söylemişti. En azından sınavdan çıkana kadar yanımda olacaktı. Sonra işe gidebileceğini söylemişti. Onun bana karşı olan bu hassasiyeti benim için dünyada huzurun ve cennetin tanımıydı. Ama benim yüzümden daha savcı olamadan işini kaybedebileceği ihtimalinden de çok korkuyordum. Bugünün bir başka özel anıysa Kerem'in doğum günüydü. Kerem benim sınav haftam olduğundan belli ki unutmuş gibi davranıyordu ve büyük ihtimalle benim de unuttuğumu sanıyordu ama unutmamıştım. İnsan ilk yıldızının gökyüzünde doğup, parladığı o anı unutabilir miydi ki? Kerem benim "Gündüz Doğan Yıldız'ımdı." Yıldızları gündüz gökyüzünde göremeyenler, gökyüzüne asla dikkatli bakmayanlardır. Ama şanslı olan bir kesim vardır ki onların yıldızları güneş doğsa bile parlamaya devam eder. İşte ben o şanslı kesimdeki en şanslı kişiydim. Bugün için o Kırmızı & Beyaz kafede Kerem'e sürpriz bir parti hazırlamıştım. Benim sınavım olduğu için partinin hazırlıklarıyla annem ve babam ilgileniyordu. "Sevgilim, akşam sekizde ya da dokuzda kafemizde buluşalım mı? Kahve içip sohbet ederiz, hem de sınavdan önce küçük bir mola vermiş olurum." dedim. "Olur tabii ki. Akşam görüşürüz canım." "Görüşürüz." Kerem'in bilmediği şeyse kafe de sadece ikimizin değil annemin, babamın ve kızların da olacağıydı. Telefonuma gelen bir mesajla, ekrana bakmak zorunda kaldım. Annem mesaj atmıştı ve pastanın nasıl olacağını unuttuğunu söylüyordu. Kerem'e çaktırmadan anneme cevap yazdım: İçi vişneli kremalı, dışı beyaz çikolatayla kaplı ve kırmızı & beyaz puantiyeleri var. Ve ortada da bir tane kırmızı fiyonk dedim. Üzerine de şey yazdıracaksın: İyi ki Doğdun Kırmızı Salıncaktaki Çocuk. Annem mesajıma "tamam" yazdıktan sonra rahatlayıp telefonu çantama koydum. Sınava girmeme yirmi dakika kaldığını görünce Kerem'e döndüm ve: "Ben artık sınıfa gitsem iyi olacak galiba." dedim. "Tamam, başarılar canım. Seni seviyorum." "Ben de seni seviyorum." Koşarak içeri girdim ve hocanın gelmesine beş dakika kala sınıfa girmeyi başardım. Niyeyse hep derslere ve sınavlara geç kalıyordum. Kerem'le birlikte olmak bana saatleri unutturuyordu resmen. Zamanla bu hisse alışacağımı ve artık her şeye zamanında yetişeceğimi umuyordum. Evlendikten sonra bile böyle olursa yanmıştım. Hastalarım tarafından en kötü doktor olarak tarihe geçebilirdim bile. Keşke doğum günü partisi hazırlama olayını annemlere devrettiğim gibi kalbimi de birkaç saat devredebilseydim. O zaman her şey daha kolay olurdu. Hoca içeri girip kağıtları dağıtmaya başlayınca kafamdaki saçma düşünceleri bırakıp sınava odaklanmaya çalıştım. Bu sefer sadece iki tane soru vardı ve birinde insan vücudunun resmi varken diğerindeyse birkaç tane kelime vardı. İlk soruda resimdeki derinin altındaki organların olduğu yeri işaretleyip görselini çizecektik. İkinci soruda ise kelimelerin Latince versiyonlarını ve anlamlarını yazacaktık. Ezber konusunda neyse ki iyiydim ama bu kadar çok yabancı kelimeyi akılda tutmak ve karıştırmamak çok zordu. Bir saat sonra süre bittiğinde soruları yanıtlamayı başarmıştım. Nasıl hem bu kadar gerilip hiçbir şey bilmediğimi sanırken aynı zamanda hemen cevapları bulabiliyordum anlamıyordum. Resim yeteneğim de olmamasına rağmen organların resmini elimden geldiğince çizmeye çalışmıştım. Sınavı bitirip kâğıdı hocaya teslim ettikten sonra okuldan çıktım. Kerem'e hediye almaya gidecektim. Ne alacağımı çok iyi biliyordum. İçinde Küçük Prens'in yıldızları izlerken ki halinin olduğu bir kar küresi... Alışveriş merkezine geldiğimde önce biraz dolaştım, ama akşam için elbise bakmadım. Çünkü yine kırmızı, beyaz r…