12. Bölüm Bizim Küçük Kırmızı Dünyamız
Yazar: sessizmelodi

“Haydi durma sende al eline bir fırça ve o yaşadığın dünyayı en sevdiğin renge boya. Çünkü boyadıkça renklenecek senin dünyan.” Sessiz Melodi Eylül’ün Anlatımıyla; Saatlerce dışarıda gezip eğlendikten sonra en sonunda babamın ısrarla aramaları sonucunda eve dönmüştüm. Ama bugün öyle güzel, öyle özel bir gündü ki sonsuza kadar o günde kalıp, asla hiçbir yere gitmeyebilirdim. Bugün benim sadece üniversite hayatımın ilk günü olacak sanırken, başka bir sürü güzelliği de yanında getirmişti. Ve biliyordum ki artık her günüm böyle geçecekti. Evin önüne geldiğimizde, Kerem’e baktım ve “İstersen sende gel, biraz otururuz. Sana çay yapabilirim. Babam bu kadar geç döndüğümüz için merak etmiştir ve seni de görmek isteyebilir.” dedim gülerek. “Çok isterdim ama yarın sabah seni okula bıraktıktan sonra tekrar staja gideceğim. Bu iş bir bitsin mesleğimi tam anlamıyla elime alır almaz her akşam birlikte olacağız söz.” “O zaman beni yarın okula bırakmasan da olur. Ben kendim giderim, boşuna yorulma.” “Seni her gün okula bırakacağım ve dönüştü de alacağım. Bu konu burada kapanmıştır sevgilim.” “Peki, sen nasıl istersen sevgilim. İyi geceler.” “İyi geceler.” Arabadan inip Kerem’e el salladıktan sonra anahtarımla dış kapıyı açarak içeri girdim. Asansörle yukarı çıktıktan sonra tam eve girecekken, babam kapıyı açtı ve “Hoş geldin kızım.” dedi. Ama sesinde sanki tatlı bir sitem ve kıskançlık vardı. Gülerek babama baktım ve “Hoş bulduk babacım. Bakıyorum da yollarımı gözlüyorsun.” dedim. “Tabii gözleyeceğim, babanım ben senin. Sen nişanlanmış olabilirsin ama evlenene kadar hâlâ benim sorumluluğum altındasın.” dedi. Ciddi olmaya çalışırken çok tatlıydı, bense onu biraz daha kıskandırmak için “ Altı yıl boyunca böyle her gece yolumu gözleyeceksen yorulursun.” dedim. Annem de uyanmıştı ve yanımıza geliyordu. “Gece gece muhabbetinize de doyum olmuyor bakıyorum. Hoş geldiniz Eylül Hanım, biraz daha gelmeseydiniz Mehmet Bey’e gidecekti baban, yerinizi bulsun diye.” Annem gülerek benimle dalga geçerken bense içimdeki o saf mutlulukla onları dinliyordum. Ve o an anladım, bizim birden fazla dünyamız vardı. Hayatımızdaki her insan bizim için ayrı bir dünyaydı. Ve hepsi bizim için farklı bir güzelliği temsil ediyordu: kimisi merhameti, kimisi şefkati, kimisi de aşkı… Ama bazen de bazı insanlar bizim için kötülüğü, ihaneti ya da hayal kırıklığını temsil edebilirdi. Onlardan korunmak için yapacağımız tek şey ise bize sevgiyi sunan dünyamıza sığınmaktı. Çünkü sevginin olduğu bir dünyaya kolay kolay kötülük giremezdi. “Yemek yedin mi?” diye sordu annem. “Hayır anne, sadece pasta yedim.” “İyi o zaman, dolapta kuru fasulye ve pilav var. Git kendine bir tabak yap.” “Sen bir tanesin ya.” diyerek mutfağa doğru koştum. Annemse gülerek arkamdan sesleniyordu: “Turşu ve yoğurt da koy yanına.” Tabağımı tepeleme doldurduktan sonra salona geri döndüm. Babama bakıp, “Kerem yarın da çalışacağı için bugün çaya gelemedi. Ama en kısa zamanda gelecekmiş. Sizi ihmal etmekten o da memnun değil ama mecbur.” dedim. “Olsun kızım, sorun değil. Ben biliyorum onun ne kadar yoğun çalıştığını. Ama buna rağmen her gün seni okula götürüp getiriyor. Bu yüzden onu takdir ediyorum.” “Hani götürmesini istemiyordun, ben götürürüm diyordun. Ne oldu şimdi?” “Ben onu şakasına söyledim canım. Ama birkaç aya bir araba alacağım inşallah. O zaman ara ara götürürüm seni istersen. Çünkü bugün köşedeki markette kasiyer olarak işe alındım. Daha iyi bir iş bulana kadar orada çalışacağım.” “Senin adına çok sevindim babacım ama inşallah çalışırken fazla yorulmazsın.” “Sen merak etme gençken daha ağır işlerde çalışmışlığım var. Hem bana da bir meşgale olur.” Babamı yanağından öptükten sonra odama gittim ve yatağıma uzanıp müzik dinlerken sözleri çok hoşuma gidince Kerem’e de yolladım. Uyanınca görürdü. (Halbuki iste ömrümü, iste gönlümü, iste yoluna sereyim.) Ben kendimi şarkının büyüsüne kaptırırken bir dakika sonra cevap geldi; “Bu şarkı benim sana ithaf ettiğim bir şarkı olsun.” “Ama şarkıyı ben attım. Hem sen…