10. Bölüm Kapanan Geçmiş ve Yeni Bir Hayat
Yazar: sessizmelodi

“Bir kelebeğin kozasından çıkması gibi uzun sürmüştü bizim geçmişten çıkmamız. Ama artık bitmişti ve o kelebeğin ömrü sadece bir gün değil her gün olacaktı.” Sessiz Melodi Kenan’ın bulunmasından 1 yıl sonra 29 Eylül 2026, Eylül’ün Anlatımıyla; Babamın hafızasını geri kazanması için çıktığımız bu yolda koca bir seneyi geride bırakmıştık. Babam artık eskiyi fazla hatırlamasa da eskiye nazaran daha çok ve daha güzel şeyleri hatırlıyor, biliyordu. Ve en sonunda beklediğim o gün gelmişti: Babamla beraber kutlayacağım ilk doğum günüm… Bütün ailem bir arada olacaktı. Annem, babam ve Kerem… Biz artık dört kişilik kocaman bir aileydik. Üniversite sınavına girmemin üzerinden üç ay geçmişti, yakında yeni okulumda, yeni bir dünyaya adım atacak, annemle ikimizin en büyük hayalini gerçekleştirmek üzere uzun bir yolculuğa çıkacaktım: Doktor olma yolculuğuna… Kerem’se mezun olduktan sonra savcılık sınavlarına girmiş ve iyi bir puan almıştı. Şimdiyse zorunlu hizmet görevine başlamadan önce staj yapıyordu. Annemle babam ikimizin birlikteliğini en sonunda kabullenmişti, biz de çıktığımız bu yeni hayat yolculuğunda birbirimizin elini asla bırakmamıştık. Hiçbir zaman da bırakmayacaktık. “Mehtap, baksana bi. Sence bu ayakkabının üstüne bu pantolon oldu mu?” “Ay oldu tabii Kenan ne var! Yıllardır özenle sakladım ben bunu. Hiç eskimemiş baksana.” “E eşyalar kullanılınca eskir derler.” “O zaman bundan sonra bu evdeki tüm eşyalarını eskiteceksin, söz mü?” “Söz, Mehtap söz.” Annem ve babamın bu tatlı ve duygusal sohbeti içimi açarken ben de odama gidip telefonumdan Nil Karaibrahimgil’in “Kanatlarım Var Ruhumda” şarkısını açarak, akşam için hazırlanmaya başladım. Tabii ki doğum günümde de Kerem’in benim için aldığı kırmızı elbiseyi giyecektim. Heyecanla hazırlandıktan sonra salona geçtim. Annem ve babam beni görünce ayağa kalkıp bana sarıldılar. “Ah Eylül! Ne kadar güzel olmuşsun kızım. Bu elbise sana çok yakışıyor. Hep giymeye devam et.” “Sonunda seni aklım başımdayken böyle gördüm ya, ölsem de gam yemem bebeğim.” “Aşk olsun baba, mezuniyet törenimde de bu elbiseyi giymiştim. Unuttun mu?” “Unutmadım, unutmadım da. O gün çok kalabalık ve karmaşık bir gündü. Seni sahnede gördüğüm o ilk andan fazlasını hatırlayamıyorum maalesef.” Gülerek babamın koluna girdim ve “Olsun, ben hatırlıyorum baba. Her zaman da hatırlayacağım. E beraber kutlayacağımız ilk doğum günü partime hazır mısın bakalım?” “Hazırım, hadi çıkalım.” Biz evden çıktığımızda Kerem çoktan kapıya gelmişti bile. Bizi görünce hemen arabadan inip yanımıza geldi. “Hoş geldiniz, ben de az önce geldim zaten. Arayıp rahatsız etmek yerine bekleyeyim dedim.” “Estağfurullah oğlum, ne rahatsızlığı! Hoş geldin, keşke içerde bekleseydin.” “Olsun, sorun değil.” Kerem hepimizin kapısını açtıktan sonra arabaya bindik ve yola çıktık. “Stajın nasıl Kerem oğlum? Her şey yolunda mı? Uzun zamandır görüşemedik. Valla seni tanımıyorken daha çok görüyordum yahu.” “Haklısın Kenan Amca, kusura bakmayın lütfen. Bu aralar çok yoğundum. Ama yakında daha sık görüşeceğiz inşallah.” “Hadi bakalım, inşallah.” İstanbul trafiğinde uzun uzun sohbet ettikten sonra sonunda gideceğimiz mekâna varmıştık. Kapılarımızı açan görevliler eşliğinde içeri girdik. Kerem hemen önümüze geçip giriş bankosuna yaklaştı. “Kerem Altuğ adına dört kişilik bir rezervasyonumuz vardı.” “Tabi buyurun, cam kenarındaki şu masa efendim.” “Teşekkür ederiz. Böyle buyurun Kenan Amca.” “Teşekkür ederiz oğlum da böyle bir mekâna ne gerek vardı ki!” “Estağfurullah olur mu öyle şey! Siz çok daha iyi mekânlara layıksınız. Hem ayrıca bugün Eylül’ün sizinle geçireceği ilk doğum günü. Bunun için Çırağan Sarayı’nı ayarlamadığıma dua edin bence.” Kerem gülerek bana göz kırparken, ben içimdeki mutluluğa engel olamıyor ve sürekli gülüyordum. Bu hâlimi fark eden annem, bana doğru eğilip, “Çok mu mutlusun?” diye sordu. Bense huzurla çevreme baktım ve “Çok mutluyum, hiç olmadığım kadar çok.” dedim. Biz yerimize oturup tam yemek siparişlerimizi verecekken, masamıza yaklaşan bi…