1. Bölüm Bir Felaketin Doğuşu
Yazar: Elif Akyol

Eylül’ün anlatımıyla 29 Eylül 2025 akşam saatleri; Evden çıkmış, kulaklığımda çalan Sezen Aksu şarkılarıyla birlikte huzurla yürüyordum. Ağaçlardan dökülen yapraklar rüzgarla birlikte yüzüme doğru geliyordu. Ve ben şu an her sene mutsuz olduğum bugün de birazcık da olsa huzurlu hissediyordum. Bugün benim doğum günüm, on sekiz yaşıma giriyorum. Ve bu zamana kadar ki hiçbir doğum günümü dışarıda kutlamadım. Şimdiyse caddedeki yeni açılan o büyük kafeye gidiyorum. Kızlar kafenin tatlılarının çok güzel olduğunu söyleyip bu seneki doğum günümü orada kutlamak istediler. Annemi ikna ettikten sonra heyecanla dışarı çıktım. Bunca yıldır dışarda doğum günümü kutlayamama gelince de bunun en büyük ve en acı sebebi babasız büyümüş bir kız çocuğu olmamdı. Ve bundan dolayı maddi durumumuzun iyi olmamasıydı tabii ki… Annem, babamın ben doğmadan öldüğünü söylemişti. Ve bunca yıldır o tek an dışında, bana resmini bile göstermemişti. Ama ben görmüştüm. Altı yaşındayken bir gün annemin dolabına saklanmış ve orada bulduğum büyük bir kutuda annem ve babamın nikah fotosunu görmüştüm. Fotoğrafa uzun uzun baktıktan sonra annem kızmasın diye geri yerine koymuştum. Ama babamın o gözlerini ve saçlarının şeklini hiç unutmamış ve hep annemden gizli resmini çizmiş ve annemin işte olduğu her an tekrar o dolaba girip fotoğrafa bakmıştım. Şimdi o gözleri görebilseydim anında tanırdım. Ama ne yazık ki bu imkansızdı. Benim dışarda doğum günümü kutlayabilmemden bile daha imkânsız. Kafeye geldiğimde tam içeri girecekken telefonum çaldı. Tanımadığım bir numara olduğu için meşgule attım ve tam engelleyecekken bir mesaj geldi. Korkmaya başlamıştım ama yine de içimdeki o dürtüye engel olamayıp mesajı açtım. “Canım bebeğim, güzel kızım. Seni büyürken hiç göremedim, hiç koklayamadım. Buna rağmen dünyanın en güzel kızı olduğunu ve seni çok sevdiğimi biliyorum. Sense benim öldüğümü biliyorsun sadece. Ama ben ölmedim Eylül’üm. Sana anlatamayacağım bir sebepten dolayı sizden ayrılmak zorunda kaldım. Bilmeni istediğim tek şeyse ben hayattayım kızım ve sana söz veriyorum en kısa zamanda kavuşacağız. Sevgilerimle, baban Kenan.” Uzun bir süre öylece ayakta durdum. Şaşıracak ya da ağlayacak kadar bile kan gitmiyordu beynime. Mesajın atıldığı sayfadan profil fotoğrafı kısmına girdim ama tabii ki bir fotoğraf yoktu. Bilmediğim bir numara olduğu için mesaja yanıt da yazamıyordum. Delirecek gibi olduğumu anlayınca kafeye girdim. Sevda ve Gamze beni görünce hemen neşeyle yanıma geldiler ve “İyi ki doğdun doğum günü kızı.” diye bağırdılar. Bense ne onları ne de kafe de çalan Sezen Aksu şarkılarını duymuyordum bile. Oysa çalan şarkı en sevdiğim müziklerden biriydi. “Ey aşk, derin bir suya dalar gibi, evin yolunu arar gibi, annem saçlarımı tarar gibi daima sana sığınırım.” Bense hiçbir sözü dinleyemeyip içimden düşünüyordum sadece. Ama ne yapmam gerektiğini bir türlü bulamıyordum. En akıllıcası anneme haber vermek olacaktı galiba. Telefonu çıkarıp annemi aradım. “Aradığınız kişiye şu anda ulaşılamıyor.” İçimden “Belki de onu korkutmama gerek yok, belki de tüm bunlar bir şaka” diyerek kendimi sakinleştirmeye çalıştım. Kafamı kaldırdığımda kızların merakla bana baktığını fark ettim. Onlara anlatmalı mıydım acaba? Biraz düşündükten sonra vazgeçtim. Başımdaki bu bela her neyse kendi başıma çözmeye çalışacaktım. Hem belki babam yarın tekrar mesaj atardı. İşin garibi onun mesaj atmasını istiyor muydum yoksa istemiyor muydum buna karar verememiştim. İnsan aynı anda hem ölmek hem de yaşamak ister miydi ki? Öğrenecektim er ya da geç… O an bir karar verdim. Ya tüm gerçekleri öğrenecektim ya da her şeyi yok sayıp günün birinde pişman olacaktım. Ama belki de öğrendiğim o gerçekler yüzünden sonsuza kadar pişman olacaktım.