25. GEÇİCİ DÜRÜSTLÜK
Yazar: Ayça

İniş yaptığımız saniye midem yaşadığımız sarsıntıdan dolayı çalkalanmaya başlamıştı. Koltuğumda geriye yaslanıp derin bir nefes aldım ve bakışlarımı bir yerde sabitlemeye çalıştım. Vertigom başladıktan sonra mide bulantıları alışık olduğum bir durum olmuştu. Çoğu zaman bastırmakta başarılı oluyordum. Tek yapmam gereken kafamı dağıtmaktı. Cihangir'in sıcak nefesi kulağımı okşamak için o anı seçti. "İyi misin?" Benim için harika bir dikkat dağıtıcı olduğundan bir süre sıcak nefesine odaklandım. "İyiyim," dedim derince soluduktan sonra. Uçak nihayet taksi yapmayı bırakıp tamamen durduğunda başımı Cihangir'e çevirdim. "Uçağa binebildiğini söylemiştin," dedi kısık bir sesle. "Binebiliyorum." "Yüzün bembeyaz oldu. Miden bulanıyor, değil mi?" "İnişteki sarsıntıdan dolayı." Cihangir bana bakarak iç çektiğinde, "Ne?" diye sordum. "Ben sana vertigomu tetiklemez dedim ve tetiklemedi de. Arabada da pekâlâ midem bulanabilirdi." "Şimdi biraz daha iyi misin o halde?" "Evet, dışarı çıktığımızda daha da iyi olacağım." Başımı tekrar camdan dışarı çevirdim. Uçuş genel anlamda iyi geçmişti. Babamın ölmeden önce baktığı son davanın dosyasını Cihangir'le bir kez daha gözden geçirmiş, adamın eski eşine soracağımız soruları not etmiştik. Havadayken dahi biraz şehirden uzaklaşmanın bana iyi geleceğini fark etmiştim. Son zamanlarda olan biten her şeyi, tüm koşuşturmacamı düşününce kendimi gerçekten de yorgun hissediyordum. Uçaktan ineceğimiz merdivenin gelmesini beklerken telefonumu hatırlayıp çantamdan aldım ve uçak modundan çıkararak ekrana düşen bildirimleri izledim. Akif'ten birkaç cevapsız arama ve telefonlarına dönmeyince attığını düşündüğüm mesajlar vardı. Sıkıntıyla iç geçirmem Cihangir'in dikkatini çekmiş olacaktı ki, "Ne oldu?" diye sordu. "Hiç." Mesaj bildiriminin üstüne dokunarak Akif'in yazdıklarına baktım. Bana ulaşamadığından ve nerede, nasıl olduğumu merak ettiğinden bahseden mesajlardı. En sonunda da müsait olduğumda ona dönmemi söylemişti. Onu hiç arayasım yoktu ancak kalan ailemden iletişim kurabildiğim tek kişiydi. Durumumun trajikomikliği buradan bile anlaşılıyordu. Akif'i havaalanından çıktıktan sonra aramayı aklımın bir köşesine yazdıktan sonra onunla olan mesajlarımdan çıkıp diğer mesajlara döndüm. Parmağımla ekranı aşağı doğru kaydırırken gözlerim de ister istemez tüm konuşmaların altında kalan o ismi buldu. Eskiden olsa bu isim bu kadar aşağıda kalmazdı. Miraç'la her gün konuşurduk. Bana saçma sapan şeyler sormayı çok severdi. En çok da yağ çekip sonrasında para istemeyi severdi. Yutkunarak telefonumun ekranını kapatırken aklımdaki düşünceleri kovmaya çalıştım. Sadece telefona bakmanın bile Miraç'la son mesajlaşmamı bana hatırlattığını fark ederek çantamın fermuarını açtım ve telefonumu içine bıraktım. Aşağılarda kalan hamilelik testi oradan bana göz kırpıyordu sanki. Cihangir'in görmesinden korkarak çantamın fermuarını hızlıca çektim. Göz ucuyla ona baktığımda tamamen telefonuna gömülmüş bir haldeydi. Bana bakmadan konuştu. "Kiraladığımız araç havaalanının otoparkındaymış, adam park ettiği yeri çekip attı şimdi." Telefonunu çevirerek aracı gösterdiğinde kafamı onaylarcasına salladım. Biz daha uçaktan çıkmadan bu kiralık araba işinin hallolması beni çok rahatlatmıştı. Cihangir'in işi dolayısıyla bu alanda çok fazla tanıdığı olduğundan onunla özel olarak ilgilendikleri belliydi. Baktığım araba muhtemelen ellerindeki en iyi araçtı. Sonunda kapılar açıldığında yolcular sırasıyla inmeye başladı. Cihangir acele etmeyerek koridordaki yoğunluğun azalmasını beklerken ben de dışarıyı izlemeye devam ettim. Nihayet yanımdan kalkıp kabinden çantalarımızı aldığında ayağa kalktım ve peş peşe bir şekilde uçaktan indik. Elimi birkaç kez çantamı tutmak için uzatmışsam da Cihangir müsaade etmedi. Çantayı ona bırakıp kollarımı göğsümde kavuşturarak yürümeye başladım. Dışarı çıkmadan, içeriden havaalanına giden kısa tüneldeydik. İç hatlar gelen yolcu bölümüne ulaştığımızda aşağıya bagaj vermediğimiz için direkt otoparka yöneldik. Cihangir çantal…