19. BÜYÜK CENNET KUŞU
Yazar: Ayça

Erkek kardeşimin, "Abla?" diyen çekingen fısıltısıyla uykumun derinliklerinden sıyrıldım ve gözlerimi zorlukla araladım. Saatin kaç olduğunu bilmiyordum ancak içeriye biraz gün ışığı sızmaya başlamıştı. Miraç'ın yüzünü birkaç kez gözümü kırpıştırdıktan sonra seçebilir hale geldim. "Miraç?" dedim uykudan çatlamış sesimle. Elimi yatağıma bastırarak doğruldum. "Ne oldu?" "Abla..." Sesi bu kez titrek çıkıyordu. Endişe yüzüme soğuk bir su misali çarparken gözlerimde kalan son uyku isteğini de götürdü. "Miraç, ne oldu?" dedim ben de tekrardan. Eline uzanıp onu kendime çektiğimde yatağımın ucuna oturdu. "Rüyamda babamı gördüm." Yutkundum. Biraz ne diyeceğimi bilemediğimden biraz da sözleri kalbime bıçak gibi saplandığındandı. Belki bu sözler kalbime bıçak misali saplandığı için ne diyeceğimi bilemiyordum. Belki de beni ne diyeceğimi bilemediğim bir durumda bıraktığı için bu sözler kalbime birer bıçak gibi saplanıyordu. "Nasıldı?" diye sordum en sonunda. Babamın ölümü hakkında gizlediğim gerçekler kalbime bir suçluluk sisi çökmesine neden oluyordu. Miraç'a her şeyi anlatmak istiyordum ama ben kaybolduğum bir yolda ilerlerken kardeşimi yanıma çekemezdim. Önce bir şeyler kesinleşmeliydi. "İyiydi. Mutluydu," dedi Miraç. Dudaklarımda belli belirsiz bir gülümseme oluştu. "Sarılacaktım ona neredeyse ama uyandım." Omuzlarını düşürdü. "Keşke sarılsaydım da öyle uyansaydım. Çok özledim, abla." Dudakları titredi. "Ben babamı çok özledim." Miraç'ı kollarıma almak için bir saniye daha beklemedim. "Canım," dediğimde artık benim de sesim titriyordu. Kollarımı mümkünmüş gibi daha sıkı doladım boynuna. Miraç da belime sarılıp başını omzuma gömdü. Gözyaşları tenimi ıslatırken ben de onunla birlikte ağlıyordum. "Abla hiç geçmeyecek mi bu acı?" diye sordu. Gözlerimi sımsıkı kapattım. Kollarımı biraz daha sıktım. Onu içimde saklamak istiyordum. Tek bir acı dahi ona ulaşamasın, kardeşimin gözlerinden artık bir yaş bile akmasın istiyordum. "Bazen her şey normalmiş gibi hissediyorum. Tamam diyorum o zaman. Herhalde iyileşti artık. Acımaz daha bu yara. En fazla kaşınır." Boğazından yukarıya bir hıçkırık yükselirken, "Ama her seferinde kanıyor abla," dedi. "Sanki üstünden üç sene değil de üç saat geçmiş gibi acıtıyor." "Biliyorum." Geriye çekilip Miraç'ın yüzünü avuçlarımın arasına aldım ve gözyaşlarını özenle sildim. "Biliyorum, acıtıyor. Keşke sana bir gün geçeceğini söyleyebilseydim ama biz babamı sevdikçe acısı da bizimle yaşayacak. O acı bizimle yaşayacak, Miraç," diyerek tekrarladım. "Bazen daha çok acıtacak canımızı. Bazı anlarda babamın hayatta olmasını daha çok isteyeceğiz ama bu yaranın kanadığı ilk an değil ki. Üç yıl boyunca yaşadıysak bu acıyla, bundan böyle de yaşamaya devam edeceğiz." "Ben çok yoruldum," diye fısıldadı Miraç. O kadar yorulmuştu ki konuşmaya dahi mecal bulamıyordu. "Bana yaslanabilirsin. Ablan burada." Elimle yatakta benden arta kalan boşluğa vurdum. "Beraber uyuyalım mı? Eski günlerdeki gibi." "Artık kucağında uyutabileceğin kadar küçük değilim." "Sen benim gözümde hep küçük kalacağını hâlâ anlamadın galiba?" dedim yanağını sıkarak. Yüzünü parmaklarımdan kurtarmaya çalıştı. "Bana bak, artık Burçak diye bir sevgilin olmuş olabilir ama-" "Burçin, abla. Burçin!" Çocuksu bir tavırla omuz silktim. Miraç gözlerini devirip, "İyi," dedi. "Bana yer kalmadı diye şikâyet etme sonra." Yataktaki boşluğa uzandığında hevesle örtüyü ikimizin de üstüne çektim ve Miraç'ın ensesine derin bir öpücük bıraktım. "Seni çok seviyorum," dedim yanağını okşarken. "Ben hep yanındayım." Elimi tutup okşadı. "Ben de seni seviyorum abla. Hep yanımda olmana da bir şekilde katlanacağım." "Eşek," diyerek saçını çok hafifçe çektim ve başımı yastığa bıraktım. Sağıma doğru dönüp elimi yastığımın altına koyduğumda Miraç'ın derince iç geçirdiğini duydum. "Abla..." dedi uykulu bir sesle. "Efendim?" Duraksadı. "Neyse, boş ver." Kafamı ona doğru çevirdim. "Ne oldu ya? Söylesene." Hiç oralı olmadı. Babamı rüyasında görmüş olmanın getirdiği duygusal yorgunluktan olsa gere…