10. RENKSİZ ÇERÇEVE
Yazar: Ayça

Renksiz bir çerçeveden hayata bakıyordum. Çerçeve iç karartıcıydı. Orada hissedecek hiçbir şey yoktu. En büyük mutluluklar da en sahici acılar da o çerçevenin içinde aynı görünüyordu. Böyle yaşamak boğucu ama güvenliydi. Elbette zaman zaman bir şeyler hissettiğim oluyordu. Yine de hayatım renklerle doluyken hissettiğim kadar içli değillerdi. Bir adam vardı, bir zamanlar bildiğimi sandığım renklerin ne kadar canlı olabileceğini bana göstermiş ve sonra gitmişti. Giderken yanında renkleri götürmemişti. Onları bana bırakmış olması, alıp gitmesinden daha acı bir tecrübeydi. Öğrettiği tüm hislerin arasında bir başıma kalmıştım ve o bana gittiğinde ne yapacağımı öğretmemişti. En tepede yaşadığım duygulardan kendi isteğimle vazgeçmiştim. Uzun bir süredir kayda değer bir şey hissetmiyordum. Son zamanlarda renksiz çerçevemin içinde birtakım kırılmalar gerçekleşmiş, bazı renkler belirmeye başlamıştı ve ne olduklarını keşfetmek dahi istemiyordum. Görmezden geliyor, bunu yaparken de her zamanki yöntemimi kullanıyordum: Hiçbir şey düşünemeyecek kadar yoğun çalışmak. Sabahın erken saatinde Ceylan ve Bekir'in yaklaşan düğünü için hazırlıkları tamamlamak adına Paradisaea'ya gelmiştim. Buraya en son gelişimde tıklım tıklımdı. İlerleyen saatlerde belki yine kalabalıklaşacaktı ancak şu anda benden ve görevlilerden başka kimse yoktu. Tabii bir de Cihangir'den başka... Paradisaea'nın ortağıydı ve elbette ki ben oradan oraya koşturup yapılacak düzenlemeleri anlatırken burada olacaktı. Sadece... neden mekânın diğer ortağı burada değildi? Çünkü evlenen Cihangir'in arkadaşı. Zihnim anında mantıklı bir açıklamayla geri döndü ve bunu kabul edip kalan her şeyi sindirdim. Bekir ve Ceylan'a düğün sonrası eğlenceyi Paradisaea'da yapma fikrini ortaya atan Cihangir'di. Elbette mekânın diğer ortağı değil, o ilgilenecekti ve ben de tamamen iş kadını rolüme bürünüp onunla olan iletişimimi profesyonel tutmalıydım. "Düğün zaten yemekli olacağı için mekânın lokanta kısmına kurulacak açık büfede aperatif yiyecekler bulunacak. Şimdi..." Başımı tabletten kaldırıp beni dinlediğini bildiğim Cihangir'e bakmadan elimle bir noktayı işaret ettim. "Açık büfenin şuraya kurulması gerektiğini düşünüyorum. Bar kısmına en uzak nokta orası. İnsanlara mahremiyet sağlar. Kalabalık ve gürültünün içinde iki dakikalık yemek molası ve sohbet için harika bir yer." Sanki duvarla konuşuyormuş gibi davranmayı bırakarak ne düşündüğünü görebilmek için başımı Cihangir'e çevirdim. İşaret ettiğim noktaya bakıyordu. Koyu yeşilleri benim gözlerimle buluştuğunda bir kez başını salladı. "Tamamdır." Bu kadar hızlı onay almayı beklemediğimden dudaklarım aralandı. Bir şekilde yoluma taş koymasını bekliyordum sanırım. Her zaman yaptığı gibi yapıp bana karşı çıkmasını, gösterdiğim yere en uzak noktada açık büfe kurmamızı söylemesini bekliyordum ancak gerçekten de yaptığım uyarıya kulak vermişti. Hayır, bu da değildi. Benim uyarımın onun gözünde bir değeri yoktu. En yakın arkadaşı evleneceği için her şeyin en güzel haliyle olması için uğraşıyordu. Cihangir'in bakışları aralık kalan dudaklarıma kaydığında onları ıslatarak konuşmaya devam ettim. "Ceylan hamile, aynı zamanda konuklar arasında alkol kullanmayı tercih etmeyenler de olabilir." "Yok," dedi Cihangir araya girerek. Partinin davetli listesi düğüne kıyasla oldukça az kişiyle sınırlı tutulmuştu. Bu sebeple katılacak herkesi tanıyor olmalıydı. "Hepsi içer," diyerek sözlerine ekleme yaptı. "Pekâlâ, Ceylan yine de hamile ve onun için alkolsüz kokteyller de menüde olmalı." "Anlaşıldı." "Herhangi bir karışma olmaması açısından Ceylan'ın içeceklerini ayrı bir garsonun getirmesi daha uygun olur," dediğimde yine bana hak verircesine kafasını salladı. "Başka bir şey var mı?" diye sorduğunda bakışlarımı tekrardan tabletime diktim. Açık büfe ve aperatif yiyecekler hakkındaki konuya bir tik atarken, başımı kaldırıp bar ile lokanta kısmını ayıran cam kapıya baktım. "Bar kısmına geçelim," dediğimde adımları beni takip etti. Etrafı inceleyerek yürüyor, her yeri akl…