KA'LEM -kalpsizlerin duyuları-
Küçük Piyade-4
Yazar: Tyrone

4 Küçük Piyade Duydum ki uzak diyarlarda yetimleri dışlarlarmış. Biz onlardan bir ordu yarattık. Maresel Milana Metis Hemen birşey düşünmeliydim. Kaybettiğim herkes için yasımı daha sonra tutacaktım. Şimdi yaşamaya odaklanmalı, şu lanet yaratıklardan kurtulmalıydım. Tüm Ka’ğımı bacaklarıma yönlendirdim. Kaslarımı şişirip, ayak tabanlarımı güçlendirdim. Ardından ellerimden yayılan gücü tüm yüzüme özellikle gözlerime sürdüm. Tersi yöne dönüp hızla çağdışı insanların ve saf değiştiren arkadaşımın bulunduğu yöne koştum. O kadar öfkeli ve hızlıydım ki. Geldiğimi görmemişlerdi. Hemen önümde duran adamın vücuduna atılarak boynunu kırıp diğerinin üzerine atladım. Hızıma yetişmeye çalışıp belimden tutsa da kolunu arkasına kıvırıp kendi kalbini sökmesi için omurgasından içine soktum. Diğer ikisi korkuyla kaçmaya çalışsa da ablama yaptıklarının aynısını yaşatmak için boyunlarından tutup birbirine çarparak kafalarını ezdim. Yüzüme sıçrayan kanlar tenimi boyasa da aldırış etmeden son kişiye baktım. İhanetinin bedeli ağır olacaktı. Ölmesine izin vermeyecektim. Esnem gözlerinde ki korkuyla bana baktı. Beni tanımıştı. Bir suçlu olduğumu bilecekti artık. Ama ben kendi kanıma hiçbir zaman ihanet etmezdim. Suçu suçumdan ağırdı. Boğazından tuttum. Boylarımız neredeyse eşitti. Havaya kaldırdım. Konuşmaya çalışıyordu. Elleri boğazımda ki elimi tutuyor tırnakları ile derimi çiziyordu. Bedenini savurdum ve en az beş metre ileriye fırlattım. Yalpalasa da ayaklanıp kaçmaya çalıştı. Koşarken sendeliyordu. Yavaşça ilerledim. Ağlıyordu. Daha birkaç dakika önce bir Kale piyadesinin ölümüne sebep olurken eğleniyordu ama. O kaçtığını sanıyordu lakin ben hemen arkasında sadece yürüyerek ona eşlik ediyordum. Bana dönüp tükürerek konuşmaya çalışınca tüm bu kaçma olayına son verdiğini anladım. Zaten birçok Mutant’ın kalemlerini izinsiz ve aynı anda kullanarak kendini ölüme sürüklemişti. “Ölmüş olman gerekiyordu!” Bir suçlamaya benzeyen ses tonu öfkemi arttırdı. Saçından tutup kafasını yere vurdum. Bir burnu olmayacaktı artık. Ardından elinde sıkıca tuttuğu kalemini aldım.Gözleri irileşti. Bana karşı koyamadığı için tüm vücudunu aradım. Öldürüp de aldıkları tüm kalemleri botunun içinden buldum. Onları kendi zırhıma yerleştirdim. Kaleminin rengine baktım, kırmızıydı. Gözleri gibi. Kan piyadesiydi. Ruhe ve ben onunla gurur duyuyorduk oysa. Yüzüne baktım. Ardından kalemin sivri kısmını gövdesine saplayıp vücudunu taradım. Nefessiz kalmış ve kan kaybetmeye başlamıştı. Ağzına dolan kana rağmen bir şeyler söylemeyi başardı. “Bir kehanet var! Çağ savaşının zaferinde Sarayın kurulmaya başlandığı dönem uzak diyarlardan gelen bir adam Şah’ı lanetleyerek bir kehanete sebep olmuş.” Öksürdü ve artık param parça olan burnundan nefes almaya çalıştı. “Savaşın bittiği güne git. Bulacaksın.” Yüzüme bulanmış kanı elimin tersiyle silip ağzımda ki metalik tada rağmen sinirle konuştum. “Bana bunu neden anlatıyorsun?” Kirpiklerim kurumaya başlayan kan yüzünden yapışmıştı. Ayağa kalkıp ölmekte olan bedenine baktım. “Çünkü önümüzde ki günlerde gerçekleşecek.” Buna aldırış etmeden kaleminin düğmesine basıp onu da kozaladım. “Bugün ölmeyeceksin. Seni öldürüp öldürüp dirilteceğim.” Ardından birkaç saniye önce bulunduğu yere ve biriken kan gölüne bakıp tükürdüm. Sarayın yolunu aldım. Zaster’ı bulmalıyım. Zaster’ı bulmalıyım.. Zaster… Gözlerimi açtığımda ağzımdaki metalik tadı tanıdım ilk. Gözlerim öğle güneşine alışamadı ilk birkaç saniye. Vücudum bana ihanet etmişti. Gerçi onu suçlayamazdım. Etrafıma bakındım. Hareket ediyordum. Hayır etrafımdaki her şey hareket ediyordu. Elimle yüzümü sıvazladım. Neler oluyordu bu lanet yerde. “Ah! Demek uyandın uyuyan güzel.” Duyduğum erkek sesi yerimden hızla doğrulmama ve kalkan pozisyonu almama yetmişti. Görünüşe göre çağ dışı bir at arabasının saman dolu kasasında yol alıyordum. Atı tutan ve evrenin en neşeli kişisi gibi gözüken adam yüzüne vuran güneş yüzünden gözlerini kısarak bana gülümsedi. “Gerçi bir şövalyeye benziyorsun. Yoksa kızı öpüp kehane…