KA'LEM -kalpsizlerin duyuları-
Güneşin Doğurduğu Umut -3
Yazar: Tyrone

3 Güneşin Doğurduğu Umut Umut. Unutmayın. Bir savaşı kazanabileceğiniz en güçlü silah umuttur. Zaman ise en yakın dostunuz. İçinizde ki umudu hiçbir zaman söndürmeyin. Sönmeyen ateş korkutur. Bir yerde okumuştum. Zamanın birinde bir lider söylemiş. “Umutsuz durumlar yoktur. Umutsuz insanlar vardır. Ben hiçbir zaman umudumu yitirmedim.” “Kontrolleri bana devret. En son yaptığın işlemi aktar.” Hızla ayağa kalktım. Em’i ben yaratmıştım. Benim zihnimde yaşayıp, Ka’ğımdan besleniyordu. Ondan ve kendimden hiçbir zaman şüphe etmemeliydim. “Emredersiniz.” Kullandığı kelime uzun zaman sonra gerçek bir gülümsemeye sebep olmuştu bende. Şu an yaptığı son işleme bakıyordum. Önümde duran holografik sistemde bedenime ördüğü zırhı görüyordum. İnceledim. Gün doğumuna kadar yanmayacak ezilmeyecek veya boğulmayacaktım. Süreli bir işlem yapmıştı. “Ölü taktiği modu da neyin nesiydi peki?” Önümde yanıyormuş gibi gözüken bedenimin görüntüsü varken sağ panelde yaşam fonksiyonlarımı görüyordum. Kalbim durmuştu. Beyin fonksiyonlarım çalışıyordu. Henüz nasıl ölmezdim? “İlizyona inanır mısınız?” Sorduğu soru karşısında odağım o oldu. Birbirimize baktık. Ekrana dönüp parmağı ile bir yeri işaret etmişti. Yaşam fonksiyonlarımın altında gösterdiği yere baktım. Bugün o kadar çok şaşırmıştım ki artık gözlerim yerlerinden çıkacakmış gibi oluyordu. Ekranda üç dakikada bir, yarım dakika kadar kalbimin tekrar çalıştırıldığı ile alakalı grafik bir tablo belirdi. “Bana söylediğiniz esnada yazılımıma kattığım eski bir savaş ilizyonu efendim. Dijital çağdan önceye ait. Tabiki geliştirerek yeniledim.” “Harika!” Diye yükseldim. “Haneme bir çentik daha. İşlediğim suçlar boynumu astıracak yakında. Ne demek dijital çağdan önce.” Sakin ol Milena. Sakin ol. Kendime telkinde bulunup. Hayatımı kurtardığı için sürekli bağırdığım yardımcıma döndüm. “Özür dilerim Em. Sana bağırmamalıyım. Tanrım! Ben delirmiş olmalıyım. Bu kendi kendine konuşmak gibiydi. Bundan sonra ne olacak? Saray düşecek mi? Ablalarım ve Deus yaşıyor mu? Çok korkuyorum.” Yüzümü sıvazladım. “Siz benim yaratıcımsınız. Zekanıza güvenin. Dediğiniz gibi savaş başlamadan bitmeli. Gün doğumuna kadar bir plan yapmalısınız.” Em’e hak veriyordum ama sanki zihnim bulanmıştı. Düşünemeyecek kadar zorlanıyordum. Öte yandan Mutantlara olan güvenim tamdı ve emindim ayaklanmayı geri püskürteceklerdi. Benimki farklı bir korkuydu. Ben ölmek istemiyordum. Yaşamaya o kadar hevesliydim ki bu diğer Mutantları güldürürdü. “Ablalarınız ve Fil bölümünden yeşil piyade Deus Rosse’de hayatta. Kalemlerinde ki Ka’lara erişim sağlayabiliyorum.” Em önündeki ekrandan dünya haritasından bir konum belirleyip yaklaştırdı. Bu sırada duyduklarım mutluluktan ağlamama sebep olacaktı. “Gökte ki gezegenlere selam olsun.” Şimdi kurtarmam gereken canların vermiş olduğu motivasyon ile sabaha bir plan kurmaya başladım. Yaşayacaktım ve kendimi kanıtlayacak. Yaşayan en iyi Kale piyadesi olacaktım. Heyecanla Em’e döndüm. Cam bir yüzeyden oluşan bedeni vardı. Gözleri gözlerimin rengiyle aynıydı. Bir insan bedenine benziyordu lakin bir cinsiyeti olmayacak kadar da somut düşünmüştüm yaratırken onu. Tekrar kontrolleri ona devrettim. Bana bakıp gülümsedi. “Sence hangi taşın rütbesine sahip olucam? Hemen yanındaki yere oturup enerjimi kullanarak kendime bir erişim sağladım. Gelen iyi haberle yanımdaki varlığa keyifle soru sordum. Önündeki ekran ile biraz daha uğraştı ve bana döndü. “On gün sonra bunu öğreneceksiniz ama gerçekten fikrimi merak ediyorsanız eğer sizin bir lider olacağınızı düşünüyorum.” Kaleler bir lider olamazdı. Ki lider olmayı istediğim falan yoktu. Mütevazı olmaya çalıştığını fark ettim. “Dağılıyorlar efendim.” Ekrana bakıp etrafı inceledim. “Sesi aktar.” Kafasını salladı ve konuşulanları duymaya başladım. Bedenim, köz olmuş odunların üstündeyken çıtırtı sesleri asıl konuşmayı bastırıyordu. “Kaçanların peşine düşün ve avlanın.” Sakalları uzun, diğerlerinin aksine daha iri yapılı olan adam şenlikler için getirdiğimiz içki fıçısına elinde ki boş ba…