KA'LEM -kalpsizlerin duyuları-
Ölü taktiği-2
Yazar: Tyrone

2 Ölü Taktiği Satranç her zaman iki kişi ile oynanmaz. Biri her zaman yardım alır. Maresel Milana Metis 19.09. “Ne demek istiyorsun Em. Açıkla!” Sinirden dişlerimi sıkıyor ama sessiz olmaya çalışarak konuşuyordum. Geçen dakikalarda bir kaos ortamı oluşmuş adeta bir savaş başlamıştı. Etraf yağmalanıyor piyadeler canları uğruna savaşıyordu. Arkadaşlarım nerede ve ne yapıyor bilmiyordum. Sadece yaşadıklarını umuyordum. Öte yandan ablalarıma güvenim tamdı. Onlar hepimizi kurtaracaktı. Deus’un bıraktığı gibi hala çadırın arkasında bira fıçılarının ve örtülerin altındaydım. Gece karanlığı beni gizliyordu. Ama daha fazla burada durmamalı, güvenli bir yer bulmalıydım. Em yanıt verirken sesi doğrudan kulağıma yönlendiriyordu. “Saray içten darbe aldı efendim. Yaklaşık iki saat önce saray içinde bir iç savaş başladı. Siz sorduğunuz esnada bunun bilgisi ile hesaplayarak şenlik ateşinin yakın bir zamanda söneceğini söyledim.” Duyduklarımın etkisi ile gözlerim irileşmişti. “Neden sarayda ayaklanma başladığını daha önce söylemedin!” Bağırmamaya çalışıyordum ama bu çok zordu. Çok korkuyordum. Ara sıra çok yakınımdan sesler geliyordu. “Efendim hatırlatmak isterim ki siz beni soru sorma ve cevap verme üzerine kodladınız. ve üzülerek söylüyorum. Bu gece savaş çıkacak mı diye sormadınız.” Tanrım! Dalga geçer gibi aldığım yanıt yattığım yerde ağlamama sebep olacakken. Henüz daha hiçbir şey belli olmadığı için umutsuzluğa kapılmadan sakinleşmeye çalıştım. “Derhal kendi yazılımını geliştir ve beni her şeyden haberdar et.” Biraz düşündüm ve sessizce devam ettim. Sağlık alanında ki tüm bilgileri yazılımına aktar aynı zamanda beni hayatta tutacak tüm tıbbı ve bilime dayalı yardımları da elde et. Bu darbe başlamadan bitmeli.” Ondan aldığım olumlu yanıt sonucunda sessizliğe gömüldüğünde dediklerimi yaptığını. Yazılımını güncellediğini anladım. Geçen dakikaların ardından sesler kesilince kafamda ki örtüyü etrafı görebilmek için açtım. Orman sessizliğini geri kazanmıştı. Ayağa kalkıp çadırın kenarından meydana baktım. İrkildim. Kan ve vahşet, bir grup kimliklerini tanımlamam imkansız olan insanlar ve aynı masada yemek yediğim bazı piyadeler. Tanrım. Saf değiştirmişler. Yerde, daha birkaç dakika önce dans edip eğlenen piyadelerin ruhsuz ölmüş bedenleri ve birbirine karışmış kanların oluşturduğu birikinti vardı. Birileri gülüp yerden bir bedenin omuz ve bacaklarından tutarak havaya kaldırmış sallayıp neredeyse sönecek olan közlerin üstüne fırlatmıştı. O beden daha bu sabah saçlarını ördüğüm ve gelecek hakkında konuştuğum Ruhe’nin bedeniydi. Geri geri gidip kusmamak için ağzımı kapatırken kırdığım bir dal parçasının sesi yüzünden ölüm fermanımı imzaladığımı hissettim. “Kim var orada!” Kimse beni görmeden dakikalar önce saklandığım yere attım kendimi. “Etrafa bakın ve bana tüm kalemleri cesetleriyle beraber getirin.” Boğuk ve iğrenç bir sesin üzerine bana doğru yaklaşan bot sesleri yüzünden nefesimi tuttum. “Ölü taktiği modu başlatılıyor.” Kulaklarımdaki sesin sahibi konuştuktan hemen sonra kalbimde derin bir acı hissettim ve gözlerim kapandı. Ardından gözlerimi başka bir yerde açtım. Karanlık kaybolmuştu adeta. Ellerime baktım. Başta piksel piksel iken sonra normal haline döndü. Burası çok aydınlık bir lobiydi. Burayı ben tasarlamıştım ama daha bitmemişti. Nasıl burada olabilirdim ki. Etrafı inceledim ve biraz ileride bir bedeninin kontrol panelleri olduğunu varsaydığım bir hologram mekanizmasının önünde durduğunu gördüm. Ardından bana doğru döndü. Onu tanıyordum. Çünkü onu da ben tasarlamıştım. “Em?” Ayağa kalkıp yanıma yaklaştı. “Sevgili efendim. Benden istediğiniz doğrultuda ki herşeyi yaptım.” Gözlerime bakıp bir iki saniye kadar durup gülümsedikten sonra benden bir yanıt gelemeyeceğini anladığında konuştu. Sanırım onu takdir etmemi istiyordu ama olanlar ve son yaşananlar yüzünden yeterince şaşkın ve korkmuş olduğum için ağzımı açamadım. Hem bir yapay zeka modeli insan duyguları hissedebilir miydi ki? Ne saçmalıyorum ben. “Şuan bedeninize uyguladığım don…