KA'LEM -kalpsizlerin duyuları-
Sönen Ateş -1
Yazar: Tyrone

1 Sönen Ateş Ben Maresel Milana Metis, günlüğüm yaşadığımın kanıtıdır. Bu günlük; boş sayfaların yasaklandığı dönem, yönetime karşı gelinerek tutuluyordur. Suçumun itirafı günlüğümün nerede olduğu kadar gizlidir. Öyle ki, buna güvenerek ikinci ismimi de yazıyor kendimi ifşalıyorum. Tekrar ediyorum. Ben Maresel Milana Metis. Ben, alçak ve korkak bir insanım. Günlüğümün kahverengi eskimiş cildini kapattım. Herkesten gizli yaptığım bu iş beni her nedense hep heyecanlandırıyordu. Kimse görmeden kalemim ile küçültüp haznesine koydum. Dışarıdan gelen çakıl taşı sesleri ile benim çadırıma yaklaşan birinin varlığını hissettim. Tam zamanında kalemi zırhıma, kınına yerleştirdim. Gelen kişi Zaster’dı. Kafasını çadırımdan içeriye soktuğu anda yüzünde ki gülümseme ile konuştu. “Yine mi kalemin ile oynuyorsun?” Mutlu görünüyordu. Gerçi herkes öyleydi. Bugün dijital dünyanın yüzüncü yıl dönümüydü. Dışarıda bir şenlik vardı. Ben ise burada suç işliyordum. Daha fazla meraklanmadan cevap verdim. “Ka’ğımı yükseltiyorum.” Cevap verdiğimde ise hemen yüzü düşmüştü. Ardından içeriye girip yere hemen yanıma oturdu. Bacaklarını bağdaş yaptı ve ellerini kendi ellerimin üzerine koyup gözlerime baktı “Burada karanlıkta oturup bütün eğlenceyi kaçırıyorsun. Bu kadar Ka biriktirip ne yapacaksın. Bir başka saray mı kuracaksın.” Cümlesinin sonunda kahkaha atıp devam etti. “Baştan söyleyeyim. Burada sadece tek bir Saray var ve hepimiz ona bağlıyız.” Ona bakıp yaptığı şakaya göz devirdim. “Haha! Ne kadar da komik.” O ise bana aldırış etmeden ayağa kalktı ve beni de kaldırıp dışarıya sürükledi. Çadırdan çıktıktan sonra dışarıda meydanda bulunan devasa ateşin ışığı ile yüzüm aydınlandı. Hemen kalemimi kınından çıkarıp yardımcıma sordum. “Em, şenlik ateşi ne zaman söner.” Kol kola girdiğim Zaster beni çekiştirdi. “Hey, tamam bize doğduğumuz andan beri yaratıcı olun diyorlar ama bu tasarımını her yerde kullanma.” Kaşlarını çatmış bir şekilde söyledi. Bu sırada, kendi tasarladığım yapay zeka yardımcım cevap verdi. “Verilerime aktarılan bilgilere göre ateş bir saat içerisinde söndürülecek.” Verdiği bilgi yüzümü gülümsetmişti. Zaster’a baktım ve omuzlarımı gurur duyduğumu belli eden bir ifade ile kaldırıp indirdim. O ise etkilenmiş olacak ki ağzı açık kalmış, konuşamamıştı. Şenlik ateşine vardığımız esnada hemen ellerimize birer bira bardağı uzattılar. İkimiz de birbirimize bakarak bardaklarımızı yudumlayıp biranın yanan ateşe tezat soğukluğunun boğazımızdan aşağı akmasına izin verdik. Nefisti. Etrafı inceledim. Ateşin etrafında dans eden arkadaşlarımı görüp el salladım. Esnem ve Ruhe kol kola girmiş çoktan sarhoş olmuş bir şekilde asla anlayamadığım bir dans düzeninde ki büyük ihtimalle kendileri uydurmuşlardı. Dans ediyorlardı. Onlara el sallayıp devam ettim. Bazı Kahverengi Piyon askerleri meydan çadırının önünde oturmuş sohbet ediyorlardı. Birkaç kişi de onlara ayakta eşlik ediyordu. Başka bir tarafta iki karşılıklı kütükte oturan, Fil bölümünden dört piyade ellerinde kendi kalemleri ile uğraşıyor büyük ihtimal oyun oynuyorlardı. Bazı kişiler bir yerlere giderken aynı boşluğa birşey yazıyorlarmış gibi görünsede kendi kalemlerini kullanıyorlardı. Bizler Saray çocuklarıydık. Orada doğmuş orada eğitilmiş ve oranın askerleri olmuştuk. Şuan sadece bir görevi yerine getiriyor sıradanlaşmış bir işimizi de bitiriyorduk. Dünya son savaşını yüz yıl önce bugün zaferle vermişti. Yeni bir çağ başladı. Dijital bir hayat yaşıyorduk. Huzur ve düzen hakimdi. Ellerimizde ki kalemler bize doğumumuzdan sonra verilmişti. İlk duyduğumuz sözler ‘yaratıcı olun’ du. Kalemler göz renklerimiz ve satranç tahtasındaki yerimiz ile bağdaştı. Henüz yaşım dolmadığı için santrançta ki yerimi bilmiyordum. Ablam saydığım insanlar sayesinde buradaydım. Onlar gibi Kale piyadesi olmak istiyordum ve bundan çok emindim. Ben de bir Kale piyadesi olacak ömrümün sonuna kadar huzuru ve düzeni sağlayıp yüksek statüde yaşayacaktım. Sadece biraz daha zaman gerekliydi. Zaster’a döndüğüm esnada ona milyon kere s…