6. Bölüm: Rüyalar
Yazar: İZresmii

[Anıl’ın Anlatımıyla] Çok zor günler görmüş, çok zor seçimler yapmıştım. Bazı kişilere sıkı sıkıya bağlanmış bazı kişilerden ölesiye nefret etmiştim. Ama şimdi ne yapacağımı bilmeden anlatılanları dinliyordum. Yapmam gereken şeyler çok basitti ama benim için yapması çok zordu. “Yani şüphelerimiz gerçek olabilir. Riske girmemeliyiz.” dedi karşımdaki koltuktan Aral. İlk defa yapmam gereken kolay bir şeyi yapamayacaktım. “Abi böyle de veremeyiz. Kızı ne hale getirecekler kim bilir?” dedi yanımda oturan Mazhar. Hâlâ içimdeki pişmanlıkla savaş verirken hatalarımı tekrarlamayacaktım. Ayağa kalkıp yemek masasının arkasındaki uzun camların önünde durdum. Elimde telefonla tek bir mesajını bekliyordum. Odam salonun tam karşısında kaldığından camları gayet net gözüküyordu. Şimdi orada olacaklardan habersiz uyuyordu belki de. Cama akşam güneşinin sarılığı çarparken pencereler açıldı. Beni görmesinden korkup perdeyi önüme çektim. Beni görmesinden korkuyordum çünkü yine kızardı bana. Kaçardı benden. Ve eğer başka bir yere giderse onun da yakalanmasına engel olamazdım. Pencerenin önündeki sandalyelerden birine oturdu ve dizlerini kendine çekti. Sakin gibi dursa da kim bilir içinde kaçıncı savaşını veriyordu. Yaşadıklarımı asla dışarı belli etmemiştim. Kimseye de rahatça anlatamamıştım. Ancak şu an kendine çok benzeyen birine rastlamıştım. Fakat onu da yakında kaybedecektim. Çok uzun zamanlar önce her şeye küsmüştüm. Hayata, kendime ve aileme… Gitmek istiyordum bu yaşamdan. Sadece kurtulmak istiyordum ama kaçtığım şeyler bir şekilde karşıma tekrar çıkıyordu. Şimdi bakıyorum da elimdeki pis kandan başka bir şey kalmamıştı. Zaten o kan da benim onuruma sürülmüştü. Yine aynı şeyi yapacaklardı ve benim bu sefer katlanacak gücüm kalmamıştı. Dışarıda rüzgâr esmiyordu hatta soğuk bile değildi. Parya ile konuşup onu buradan götürmem gerekiyordu. Yanına gitsem kovardı beni. Telefonuma baktım ama boş bir ümitti. Ne yazabilirdim ki! Telefonumun ekranını açtım. Saçma da olsa bir şey yazmalıydım. Mesajlar kutumu açtım. Siz İyi misin? Hayır böyle çok meraklı gibi duruyordum. Çok basit bir şeydi aslında neden bu kadar zorlanıyordum ki. Kelimeler aklımdan çıkmıyordu. Siz Merhaba! Böyle de tanışma mesajı gibi olmuştu. Elimdeki telefonla bakışıyordum. Camdan dışarıya baktım. Ağaçların yaprakları usulca sallandığını gördüm. Belki rüzgar esecek kadar kuvvetli sallanmıyorlardı ama başka bir şey gelmiyordu aklıma. Siz Camı kapat üşüteceksin. Evet, bunu yazmıştım. Silmeyi düşündüm bir an ama o çoktan oturduğu sandalyeden ayağa kalkmıştı. Perdeyi biraz araladım ne yaptığını görmek için. Yatağa doğru gitti sonra elimdeki telefonun titreştiğini hissettim. Parya Sen beni mi izliyorsun? Bunu yazdığını görünce afalladım. İzliyordum ama bunu kendime kabul ettirmeye hiç niyetim yoktu. Sadece ne yaptığını merak ediyordum yada merak etmiyordum. Sadece denk gelmişti. Evet bu kadar. Denk gelmişti. Arkamdakilerin sesini duydum. Derin bir nefes aldım. Yarın sabaha doğru gitmeliydi. Şu anda hiç uygun değildi. Arkamdakilere baktım. Parya’nın duymayacağı bir sesle bağırıyorlardı. Mazhar da benimle aynı fikirdeydi ama Karan’dan emin değildim. O böyle konulara hiç girmemişti hatta sorsalar bilmiyorum bile derdi. Telefona geri döndüm. Gözüm onun penceresine kaydı. Çoktan perdeleri bile çekmişti. Önce beni fark ettiğini düşündüm ama sonra vazgeçtim. Eğer görseydi çoktan buraya gelip bana hesap sorardı. Siz İyi geceler. Rüyanda beni görüp sinir ol. Sonra telefonu kapatıp Aral’ın yanına gittim. Ben yanına varır varmaz ayağa kalktı. “Anıl, sen yarın bizim villaya getir Parya’yı. Ben Kardelen’e gidip anlatacağım her şeyi.” dedi. “Hiçbir şey anlatmayacaksın.” dedim ve bıkmış şekilde bana baktı. “Anıl yine mi aynı kavgayı edeceğiz. Bırak gitsin.” dedi. Yumruklarımı sıktım. Çenemi de öyle bir sıkıyordum ki ağrımaya başlamıştı ama eğer kendimi durdurmazsam elimden bir kaza çıkacaktı. “Aral, ben ne diyorsam o olacak.” dedim. Daha dik durmaya çalıştım. Karan esneyerek ayağa kalkıp odasına doğru…